Hediye Paketi Defne'den İnciler


Bu sabah anneannesinin Defne'ye yalvarma sesleriyle uyandım. "Defne dur ama nolur, çekemiyorum, offf bu da olmadı" şeklinde. Kızı kurdelerle sarmış, japonlara benzetmiş:)
Artık fotoğraf çekmek iyice zorlaştı, yerinde durmuyor ki, ama hadi hihihi yap deyince aynen yapıyor ve sırıtık bir poz elde edebiliyoruz.

Konuşmayı iyice ilerletti bu aralar, kelime dağarcığını da.

Damacanadan dökülen suyu elleriyle sıvazlarken ıkkak ıkkak dediğini farkettim. Orası ıslak, basma dediğimiz zaman öğrendi heralde.

Bekle kelimesini aynen söylüyor ve tam gerektiğinde kullanıyor. Kapıyı açıp babasını beklerken dışarı çıkmak için hamle yapıp sonra kendine bekle deyip geride duruyor.
Mandalları çok seviyor, mamal diye diye istiyor bizden.
Yatarken muz yiyerek uyuyor, hadi uyumaya gidiyoruz deyince, muy muy diyerek hatırlatıyor. Uyku saati dışında yediği muzdan sonra nen nen demiş anneannesine, çok güldüm.
Altını değiştireceğimiz zaman bey, memil diyerek eşyalarını getiriyor, alt açma bezini de unutmuyor.
Anneannesi gözlüğünü takmadığındaysa anane, dödük, gak diye defalarca tekrarlıyor, taktırana kadar. Cümle kurmuyor tabi, tek tek söylüyor şimdilik.
Bu arada uzun süredir anlamsız hiçbir şey söylemediğini farkettim, konuşuyorsa mutlaka anlamlı kelimeler kullanıyor, konuşuyor demek mi oluyor bu şimdi?

Fotolara Ne Oldu?

Benim gözler çok okumaktan mı bozuldu anlamadım, yüklediğim fotolar (bknz Deleşçi Defne postu) çok tuhaf görünüyor, yavrum çocuğun suratı suluboya gibi çıkmış. Birtek ben mi öyle görüyorum, ya da tek benim blogda mı fotolar böyle?
Sorun nerde anlamadım, anlayan varsa beri gelsin...

Boncuklu Oyuncak


Bu oyuncağı ne kadar çok aramıştım, en sonunda mahalle arasındaki bir oyuncakçıda buldum. Zaten 18 ay ve üzeri içinmiş, geç kalmamışım yani.
Telleri biraz sıkışık aslında, daha geniş olabilirmiş, iç tarafıyla oynamak oldukça zor. Ama Defne yine de sevdi yeni oyuncağını, düüüt düüüt diye ilerletiyor boncukları.

Biz de Kreativ Olduk


Bilge'nin annesi Şule bizi ödüllendirmiş sağolsun, bir almayan biz kalmıştık heralde:)
Pek kreativ olmasak da teşekkür ediyorum arkadaşıma.
Bir de kuralları varmış, efenim öncelikle logo yayınlanacakmış, tamamdır.
Ödül veren arkadaşımızın linki olacakmış, o da tamamdır.
Kendimiz hakkında 7 ilginç şey yazacakmışız. Bakalım...

1- Koladan oldum olası nefret ederim, hayatım boyu içmedim. Tadını biliyorum tabi ki hatta bu yüzden insanların o iğrenç şeyi nasıl içtiklerini hala anlayamıyorum. Bu kadar kötü bir içecek dünya çapında nasıl bu kadar pazar payına sahip olabiliyor, hayret.

2-İnsanlar beni değişik ve ilginç bulur ama ben kendimi oldukça sıradan ve normal olarak nitelendiririm. Bu da ilginç sanırım.

3-Ayrıntılara acayip takılırım. Kimsenin farketmediği, farketse de üzerinde düşünmediği bir çok şeyi ben kafaya acayip takarım.

4-Gereksiz birçok şeyi hatırlayabilen acayip tuhaf bir hafızam var, fil gibiyim.

5-Çocuk gibi küserim (çok kötü), ayrıca deve gibi kinciyim. Kolay kolay unutmam. Hep bu hafıza yüzünden.

6-Araba da hızlı gidiyorsak ve önümüzde tehlikeli bir durum varsa hemen hapı kolu ve koltuğun kenarına yapışır gerilirim. Sevgili koca buna çok gülüyor, tutunsam ne olacakmış, haklı aslında.

7- Oh sonuncu. Bazen çok önemli olayları hiç umursamaz, kimsenin önem vermediği olayları acayip büyütürüm. Değişik bir bakış açım var sanırım.

7 özellik de tamamdır. Son olarak biz de ödül verip haberdar edecekmişiz.

Çoğu arkadaşıma verildi zaten, ben de Rüya'nın annesi Elif'e, Ada'nın annesi Başak'a, Ela'nın annesi Esra'ya ve en yeni blogcu, doğmamış Ayaz'ın annesi Burcu'ya sevgilerimi ve ödüllerini gönderiyorum.

Beleşçi Defne


Defne'yi bugün parka götürdüm. Çok sık yapamıyoruz bunu, zaten Defne de parktaki alet edevatı henüz kullanamadığı için park olayına pek adapte sayılmaz. Her neyse bugün parka gittik, biraz sallandı ve inmek istedi. Bizim yerimizi bekleyen tatlı Kayra'nın da çok şirin bir bisikleti olmasın mı? Bak sen şu işe? Artık anne mi beleşçi Defne mi bilemiyorum, biz gene boş bulduğumuz bisiklete atladık, başladık turlamaya. Kayra pek hevesli değildi ama annesinin paylaşma konusundaki ısrarı yüzünden sesini çıkarmadı pek. Bisiklet arkadan kontrollü, çok zevkliymiş kullanması, sapı çevirince direksiyon da dönüyor:)) Millet neler yapıyor valla, öyle çok süsülü püslü tenteli falan da değildi, hoşuma gitti Defne'ye alalım dedik aynısından.


Bu arada Defne bugün ilk kez toplu taşıma aracına bindi. Babası yoktu, biz de minibüse binip gittik, anneanneyle buluştuk. Çok enterasan bir durum da yaşamadık açıkçası, bindik indik, Defne de çok umursamadı, sadece kapıya babak babak diye müdahale etti.

Alaca.karanlık - Ye.ni A.y


Sonunda oldu, okudum işte. Oysa ki çok direnmiştim, anlayamıyordum insanlardaki Twiligt fanatikliğini. Herkes bayılıyor, ölüp bitiyor, Edward da Edward. En son, kitap konusunda çok ama çok seçici olan abimin elinde gördüm. 3. kitaptaydı, deli gibi okuyordu. Ne var dedim bu kitaplarda, çok mu güzel, okumaya değer mi, edebi yönü olduğunu sanmıyorum vs vs. "Güzel, bence oku, iyi vakit geçirirsin" deyince, kitap alırken de 4ü bir arada karşıma çıkınca (iyi taktik pazarlama açısından) ve benim de kitap çılgınlığım tutunca bir baktım 4ü birden elimde.
İlk 2 kitabı çok kısa zamanda bitirdim. Evet sürükleyici, başlayınca bırakamıyorsun, film gibi falan falan. İyi vakit geçirdim, o da doğru ama okumasam da çok birşey kaybetmezmişim. Ama pişman da değilim hani, 3. kitaba başladım bile.
Bu arada ilk 2 kitabın çevirisi çok kötü, normalde 6. sınıf öğrencisinin anlayabileceği düzeyde ama çeviri azizliği yüzünden tekrar tekrar okuyup yine de anlayamadığım bölümler oldu. Zaten 4 kitabı da farklı kişiler çevirmiş. 3. kitap bu açıdan daha iyi görünüyor, roman olarak da daha iyi sanırım, yazar kendini geliştirdi heralde bu süreçte:))
Son olarak kitap normal bir kızcağız ve vampir sevgilisiyle ilgili, kurt adamlar falan da var. Zavallı kızcağızı kurtarıp duruyorlar türlü badirelerden. Ejderha, prenses, şövalye üçlüsünün bir değişiği işte.

Sokak

Defne bugün bisiklete bindi, site bahçesine çıkmıştık, orda duruyordu, biz de biniverdik:)
Küçücük bir bisiklet, 3 tekerlek değil, 2 tekerlekli, yedek tekerlekleri var, ama o kadar minik birşeydi ki, çok sevimliydi, dayanamadım bindirdim.
Defne de çok sevdi, indi bindi sürekli.
Bu arada annemin alt komşusunun bir oğlu var, 7 yaşında, 1. sınıfa başlayacakmış.
Anneme Aysen abla diyor:)))) Annem 58 yaşında yahu, çok güldüm.
Annesi öyle öğretmiş halbuki o bile teyze diyebilir, benle yaşıttır kadın büyük ihtimalle.
Torunu yaşındaki çocuğun anneme abla demesi aklıma geldikçe gülüyorum...

Memesiz Günler Nasıl Geçer?


Anne için zor, Defne için daha kolay ama garip sanırım...
Anne, "bir kere daha emzirsem mi" diye ortalarda dolanıp kendine hakim olmaya çalışırken, Defne tüm kalsiyum içeren gıdalara karşı bir savaş başlatmıştır.
Peynir zaten son aylarda ağzına girmiyordu, şimdi verdiğimizde karşı duvara kadar püskürtme menzilini genişletti. Yoğurt sanki yoğurt değil zehir, bayıla bayıla içtiği ayrana sadece dudaklarını değidiriyor, süte ise yan gözle bile bakmıyor.
Nereden kalsiyum alacaksın a çocuğum sorarım sana?
Memesizliğe alıştıktan sonra belki fikrini değiştirir gibi iyimser düşünceler içerisindeyim, umarım yanılmam.
Geceleri zaten kalkmıyordu Defne, zaten kalksa sanırım cesaret edemeyecektim ayırmaya, uykuya geçtiği zamanlar dışında da memeyi aramıyordu, bu açıdan tek sorunu öğle ve gece uykularında yaşıyoruz. İçinde ne olduğu önemli değil, biberonu istemiyor, kendi kendine uyuması ise şu anda uzak bir hayalden başka birşey değil. Öncelikle memeden ayrı uyumaya adapte olmalı sanırım. Biz de son çare sallıyoruz ama onun için yatar pozisyonda olması lazım tabi, Defne de uykusu gelip huysuzlandığı için yatmıyor. Şans eseri bir şey keşfettik. Ne kadar doğru yapıyoruz bilmiyorum ama şu an için önceliğimiz memeyi unutması olduğu için çok fazla üstünde durmuyorum. Ayağımda yavaş yavaş sallarken minik minik muz yediriyorum, bu sayede hem yatıyor hem sakinleşiyor. Muzun yarısına gelmeden de uyuyor. Yuttuğundan emin olduktan sonra da yatağına bırakıyorum. Zaten yutmadan tam olarak dalmıyor.
İlk günler uyumadan önce aç aç diye ağlamıştı, artık ağlamıyor, arada göğsüme doğru bakıyor sadece.
Beni korkutan bir nokta da göğüslerimin şişmesi ve ateş yapmasıydı. Defne'nin doğduğu ilk ay iki kere yaşamıştım bunu, gerçekten çok kötüydü. Neyse ki korktuğum olmadı, hafif bir dolgunluk var o kadar.
Ama hala üzgünüm yaa, ne tuhaf işmiş bu, anne olduktan sonra bile bu memeden kesme işinin insanı bu kadar etkileyebileceğine ihtimal vermezdim, yaşamak lazımmış.
Neyse zor kısmı atlattık, bir karar verdik, uyguladık, düşünmemek lazım artık.

Emzirme Maratonunu Sonu


Hamileyken istediğim 2 şey vardı, ilki normal doğum, ikincisi bebeğime anne sütü verebilmek. Normal doğumu beceremedik, doğum başlamadı, Defne 4330'dü vs. Mecburen sezeryan oldu. Eee sezeryan olduğum için sütüm de hemen gelmedi maalesef, gerçi gelenler de varmış ama ben bayağı uğraşmak zorunda kaldım. Süt yoktu, göğüs ucum çıkık olmayı geçtim resmen içe dönüktü, Defne ememiyordu. Emmediği için sarılığı yükseldi, serum bağlandı, küveze girdi, kaşıkla (neyse ki) mama yedi. Tüm bu keşmekeş ve terslikler 4 gün sürdü ve biz o 4 günü hastanede geçirdik. Bu süre zarfında ben sürekli hastane pompasıyla göğsümü sağdım, hem doğuramadım hem emziremiyorum diye az üzülmedim. Ne biçim anneyim ben diye kendime kızdım ve sürekli sağdım. Defne'yi emzirmeye çalıştım. Sanırım pompa sayesinde biraz göğüs ucu elde ettim ve sütü getirdiğim için 4. gün hastaneden çıkmak için eşyaların arabaya yerleşmesini beklerken Defne göğsümü yakaladı ve emmeye başladı. Gerçekten çok şaşırmıştım, en ufak bir hareket yaparsam bırakır diye kaskatı kesilip emmesini beklemiştim. Sonraki birkaç gün gene zorlandık, emmek istemedi, bağırdı, o bağırırken ağzına sağdığımız sütü damlatıyorduk, bu memeyi almasını kolaylaştırdı. 1 hafta sonra tam bir meme bağımlısı olmuştu.

İşte o gün bugündür Defne'nin en sevdiği gıda anne sütü. 6 ay sadece anne sütü ve toplamda 16 ay emzirme. Artık yeterli olduğunu düşündüm ve okullar açılmadan ayırmaya karar verdim. Büyüdükçe zorlaşacaktı ve ben gerçekten bu süreçten korkuyordum.

Pazartesi gecesi devam sütüyle emmeden uyuyunca cesaretlendim ve tamam galiba hazırız diye düşündüm. Ama ertesi gün beni görünce direk memelerime saldırdı Defne. O gün sadece öğle uykusu ve öncesinde emzirdim. Gece devam sütünü ve biberonu ağzına bile sürmedi, sallatırmadı da, kucağıma yattı, ben masal anlatırken arada mızıklayarak uyuyakaldı.

Dün öğlen anneannesi uyuttu, gece ise çok uzun sürmese de çok içli içli ağladı.
O kadar içim acıdı ki, çocuğun tek isteği biraz emmek ama annesi vermiyor. Bütün yiyeceklere mama der Defne, sadece anne sütüne mam der. Mam mam, aç aç diye içini çekerek ağladı. Ama artık karar vermiştik ve az da olsa yol almıştık, geri dönmek istemedim. Süt verelim dedik, ağzına sürmedi, karnı aç olabilir belki diye ayağımda hafif hafif sallarken ufak ufak muz yedirdim, sakinleşti ve uyudu.
Şu an da öğle uykusunda ama hala unutmadı memeyi, gene mam mam diye tşörtüme saldırdı ama emzirmeden uyuttum.

Sanırım ben Defne'den daha çok etkilendim bu durumdan. Aramızdaki bağ kopacak gibi geliyor, boğazımda bir yumru, yutamıyorum, gözlerim doluyor. Keşke son bir kez emzirseydim diyorum, emerken ki halleri, ayaklarını ağzıma gözüme sokması aklıma geliyor fena oluyorum. Ama eninde sonunda olacaktı bu, beni de fiziksel olarak yıpratmaya başlamıştı birkaç aydır. 16 ay da az değil, dolu dolu emzirdim, bu mutluluğu bana yaşattığı için kuzuma çoook ama çok teşekkür ediyorum.

MİM

Sevgili Esra (Elanın uydusu) beni mimlemiş:)) Görünce çok sevindim zira bu mim işi çok eğlenceli, okurken çok hoşuma gidiyor. Bebekten sonraki değişikliklerle ilgili mimi gördüğümde, mimlenme isteğim birden yerini "inşallah bu konuda kimse beni mimlemez" düşüncesine bıraktı. Ama olmadı işte, kurtuluş yok, yazacağız.

Defne'den Önce:
Ben zaten oldum olası temizlik titizlik düşkünü bir insan değildim, ona keza asla ve asla iyi ve istekli bir aşçı olduğum da söylenemez. Defne hayatımızda yokken haftada bir temizlik yapar, onu da eşimle beraber hallederdik. Evde herkesin işi belliydi, sevgili koca süpürür, ben siler toz alırdım. Öyle koltuklar halılar falan da kalkmazdı, onu büyük temizlikte çağırdığım kızımız yapardı, çok sık değil ama.
Yemek de bizim için çok önemli bir hadise olmadı hiçbir zaman. Kocam da ben de öyle yemeğe düşkün tipler değiliz, yaşayacak kadar yer, fazlasını aramayız. Yemek yapmayı da yemeyi de sevmem diyebilirim. Canım isterse yapar, istemezse dışardan söyler veya dışarı çıkardık.

Gelelim Defne'den sonraya...
Temizlik konusunda pek bir değişiklik yok, hala beraber yapıyoruz ve bu konuyu çok abartmıyoruz. Gerçi Defne emeklerken en azından salonu daha sık süpürüp silmeye başlamıştım, tozlu yerlerde sürünmesini istemediğim için. Temizlik ve genel ev işleri konusunda iki avantajım var diyebilirim. İlk sevgili kocam. Sağolsun bana hem çok yardımcı olur hem de oldukça derli toplu bir erkektir. Asla üzerinden çıkanları ortada bırakmaz, etrafı toplu tutmak konusunda benim kadar dikkatlidir ve ütüsünü kendi yapar (ne büyük saadet). İkinci avantajım ise evi Defne doğmadan bütün ıvır zıvır ve eski-kullanılmayan eşyalardan arındırmış olmam. Süs eşyası, biblo vs. yok evimizde. Ortalıkta sürekli kullandıklarımızın dışında herhangi bir eşya da yok, bu unsurlar evi toplu tutma ve temizleme konusunda çok işe yarıyor gerçekten.
Temizlik bir yere kadar ama evin derli toplu olması konusunda hassasım, her gece Defne yattıktan sonra mutfağı ve etraftaki oyuncak vs. yi mutlaka toplar öyle yatarım. Defne de gündüz bakıcı da olduğu için ev çok fazla dağılmazdı okullar açıkken.

Yemek konusunda da hala pek bir değişiklik yok. Ek gıdaya yeni başladığımız dönemler zordu. Kendimize ayrı Defne'ye ayrı yemek pişirmek beni oldukça yoruyordu. Çoğu zaman kendimizden
feragat etmişimdir ama Defne'ye hergün mutlaka farklı yemekler pişirirdim. Şimdi bizim yediklerimizden yediği için iki ayrı yemek pişirmekten kurtuldum ama yine de eskisi gibi "amaaaan bugün de yemek pişirmeyeyim" lüksü kalmadı.

Defne'den önce de sonra da sosyal faaliyetimiz yok sayılır, (şimdi taşındık ama) 9000 nüfuslu bir ilçede yapılabilecek tek etkinlik arkadaş gezmesiydi. Defne' den sonra da oldukça azaldı, çünkü başka evlerde özellikle akşam vaktinde Defne de biz de huzurlu ve rahat olamıyoruz.

Kitap okumayı oldukça aksatmıştım, yazın gelmesi ve Defne'nin gece uykularının biraz daha erkene kaymasıyla daha çok okumaya başladım. Uyuduğu zamanlarda biraz internete takılıp blog dünyasına dalıyorum, biraz da okuyorum.

Defne genelde sakin bir bebekti doğduğundan beri. Bu nedenle hayatımız 180 derece değişmedi, çok fazla bebeğe endekslenmek durumunda kalmadık. Canım kızım, ona da sonsuz teşekkür etmem lazım, benim gibi tahammül sınırı düşük, çabuk sinirlenen bir annesi olduğunu bilirmiş gibi beni çok zorlamadı hiçbir zaman. Tabi ki birçok değişiklik oldu evimizde ama sanırım biz şanslı bir anne babaydık, en alt sınırda değişikliklerle sürdürüyoruz hayatımızı.
Gerçi tamamen değişseydi de ne fark eder, onlar her şeye değer.

Sanırım MİMi devam ettirmem gerekiyor. O zaman ben de Bilgoşko'nun annesi Şule'yi ve Zeynesi mimliyorum.

Baba ve Piç


Elif Şafak benim için tamamdır, en sevdiğim yeni dönem edebiyatçılarındandır artık kendisi. (Aman ne büyük şeref onun için, duysa sevinçten ölür:))

Baba ve Piç'i bir solukta okudum, kurgusu gene harika, karakterler çok ilgi çekici.

Ermeni ve Türk iki aile ekseninde ilerliyor, kesişiyor hikaye. Bol bol kadın var romanda. Anneler, kızlar, halalar, teyzeler, büyükanneler. İlginç, karışık akrabalık ilişkileri, unutma ve hatırlama üzerine harika bir roman. Ve çarpıcı bir son tabii ki.

Sevdim, çok sevdim, diğer Elif Şafak romanları toptan alınmalı ve okunmalı...

2 Harika Gün

Sanaldan dost olmaz derdim bir zamanlar, ah ne aptalmışım, internetten tanışıp arkadaş olanlara hafifçe kınar ve ne kadar gereksiz bir çaba içinde olduklarını düşünürdüm. o zamanlar blog falan da bilmezdim tabii. Tüm bu düşüncelerim bir anda değişmedi mutlaka. Günlerden birgün Defne'nin gelişimiyle ilgili birşeyler araştırıken karşıma bir site çıktı. Bir kadın portalı.
Bir yılı geçti üye olalı. Cidden çok güzel dostluklar kurduğum çok şey paylaştığım bir yer oldu benim için. Ve o dostlarımdan bazılarıyla buluştum sonunda geçen hafta. İlk olarak annemle ve şimdi bizimle de aynı şehirde yaşayan canım Seldacığıma gittik Defne'yle.
Annesiyle ablasıyla tanıştım, harika bir gün geçirdim. Hiç görüşmemiştik, ama en ufak bir yabancılık, tedirginlik hissetmedim. Gerçek hayattaki arkadaşlarımızla bazen bu kadar sık görüşmüyoruz, bu kadar şey paylaşmıyoruz. İyi ki tanımışım onları diyorum.
Pazar günü de sevgili koca sağolsun, burdan da teşekkür edelim kendisine, bizi aldı İstanbul'a götürdü ve oradaki arkadaşlarımla görüştüm. Ömür, hamiş Burcu ve Sevdeciğim, Ömür'ün kendi gibi tam anlamıyla çatlak kızı Beray.
İkeada gezdik, ben alışveriş yaptım, yedik, içtik, konuştuk, güldük, harika bir ikinci gündü.
En kısa zamanda tekrarlamak dileğiyle...
Sizi seviyorum kızlar.

????

Defne az önce emmeden uyudu, çok şaşkınım halen. Memeden kesemememin en büyük sebebiydi, gece uykusuna emmeden geçememesi. Bir arkadaşın önerisiyle, bugün markette gördüğüm büyüme sütünü aldım. Anne sütüne göre biraz daha tatlı olduğunu, onu içerse memeyi aramayabileceğini söyledi. İşe yaradı mı bilemiyorum, banyo yaptı, sütünü içti, biraz salladım (mecburen) ve şu anda uyuyor. Umarım devamı gelir...

Defne 16 Aylık


Bugün Defne'nin 16 ayı doldu. Bu ay gerçekten çok hızlı geçti, yolculuklar, buluşmalar, tanışmalar, hastalık, arkadaşlık, yeme, içme, gezme, öğrenme, konuşma dolu bir ay oldu. Çocuklara zaten ilgisi vardı ama bu ay iyice arttı, evde bile bahçedeki çocukların sesini duyduğunda heyecanlanıyor, abi, abla diye sesleniyor onlara.
Akraba isimlerini de öğrenmeye başladı, 1 haftayı birlikte geçirdiği kuzenini, yengesini ve dayısını unutmuyor, hatta babaanne, dede, amca ve halasını bile hala hatırlıyor. Nerede diye sorduğumuzda yok veya gitti diye cevap veriyor.
Bu ay biraz hastalandı ama ateşlenmeden ve öksürüğü artmadan atlattık neyse ki.
Kalemlere ilgisi arttı, en kısa zamanda bir masa alacağız ve yaşına uygun kalemler, bunun yanında oyuncaklara ilgisi ise azaldı, pek oynamak istemiyor, daha çok evin içinde sağa sola koşturmayı, büyüklere ait ne varsa karıştırmayı, mutfak gereçleriyle uğraşmayı, çamaşır ve bulaşık makinesini doldurup boşaltmayı seviyor. Çamaşır asmaya ve toplamaya yardım ediyor, mandal vermek gibi çok önemli bir iş yapıyor kuzucum.
Bir tane büyük bebeği var dedesinin aldığı, onu çok seviyor, uyku arkadaşı yapmayı planlıyorum kendi kendine uyutma denemelerimde. Ona sarılıyor, ayağına yatırıp piş piş diye uyutuyor, biberonundan su içiriyor, annelik ediyor aklı sıra.
Suyla oynamayı, el yıkamayı ve banyoyu çok seviyor. Hadi banyoya dediğimizde bıcı da diyemediğinden budu budu diyerek koşturuyor, zıplıyor, dans ediyor banyo kapısında adeta.
Tuvalete giren birini görünce hemen çişş diyor, belki söylemeye kolay alışır (umarım).
Sürekli tekrarlanan hareketleri o da öğrendi, el yıkama kurulama, sifona basma, uyumaya giderken herkese el sallama (ağlarken bile mutlaka o eli sallar), yatakodasına gidince ışığı söndürmemizi isteme, kapıyı kapattırma, babasını odadan yollama (emecek ya, düzeneği hazırlıyor)
Hemen hemen her söylediğimiz kelimeyi tekrarlıyor. Çöp, biber, bubuk (çubuk), meymir (peynir) yeni kelimeleri.
Yerde ufak bir kırıntı görse mutlaka alıp çöp diyerek bana getiriyor ve at at diye emrediyor. Zaten acayip bir komut verme hali var bu aralar. Kendi oturuyorsa herkese otur, o kalktıysa herkese kalk diyor. Herşeye karışmaya başladı, ye, iç, yat, kalk, aç, kapat, sürekli emir verme durumu söz konusu, idare ediyoruz artık biz de:)
Ben zamirini eklemeye başladı 2-3 gündür. Düştüm, kapattım, koydum diyor, bu beni gerçekten çok şaşırttı, belki de zamanı bilemiyorum.
Gece uyuması zorlaştı ancak ne büyük bir mutluluk ki 2 haftaya yakındır geceleri hiç uyanmıyor, sabaha kadar uyuyor. Nasıl bir lütuftur bu, nooolur ama noolur değişmesin.
Her sabah kalktığında da bize bir yoklama yapıyor. Anne, efendim kızım. Baba, söyle babacım. Anne, annecim burdayım. Baba,.......... Bu böyle bayağı bir sürüyor.
Giyinen birini görünce hemen atta diyor, hadi gezmeye gidiyoruz, cicilerini giyelim dediğimizde de koşa koşa dolabından ilk tuttuğu kıyafeti alıp geliyor. Dün çorap getirmesini istedik, gitti dolabını açtı, çorabın birini aldı getirdi, teki yoktu ama olsun, dolap karışık ondan bulamamıştır çocuk:)
Her ay yazmak ve değişiklikleri akılda tutmak zorlaştı, ne kadar hızlı büyüyüp ne kadar çok şey öğreniyor, bekle bizi 17. ay...

Bez Çantalarım


Pazar Filesine Dönüş isimli blogu keşfetmemle hemen bir bez torba edinmem gerektiğine karar verdim. O zaman İnebolu'da oturuyorduk ve bez torba bulabileceğim bir market yoktu. İzmit'e taşınıp Carefour'a ilk ziyaretimde hemen aldım bu çantaları ve alışverişimi içine doldurdum. Esra'nın bu yazısı ve Pazar Filesindeki yazılar beni çok etkiledi gerçekten, bundan sonra bu konuda daha dikkatli olmalıyım diye düşündüm. Markete giderken torbalarımı unutmamam lazım, pazara çıkarken poşetten başka bir yol bulmalıyım, gazeteden kesekağıdı hazırlayıp pazardan aldıklarını ona koyduranlar varmış,olabilir. Sevgili kocaya bunlardan bahsettiğimde bana sorduğu ilk soru "çöpleri napacağız peki?" oldu, "onun için tekrar çöp poşeti mi alacaksın peki?" dedi, cevap veremedim, bu konuda ne yapabilirim cidden, fikri olan var mı, arada sırada tabi ki poşet girecek eve, onlar yeter mi acaba?

Bu arad bu konuya odaklandığımdan sanırım ülkemiz esnafının poşet ve torba vermeye ne kadar istekli olduğunu görüyorum, alışverişe gittiğimiz gün ilk aldığım eşyanın çantasına diğer aldıklarımı da doldurdum ama her tezgahtar ısrarla poşet vermek istedi, ne kadar alışmışız...

AŞK


Aşkın hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
Başlıbaşına bir dünyadır aşk.
Ya tam ortasındasındır, merkezinde,
ya da dışındasındır, hasretinde...
Benim için bu kitabı anlatmak çok zor gerçekten, son zamanlarda okuduğum en iyi roman diyebilirim, geç kalmışım Elif ŞAFAK'ı tanımakta.
Kurgusu çok iyi bir kere, hikayeler, karakterler yerli yerinde, okuyunca bir tatmin duygusuyla doluyor insan, okumanın tatmini...
Roman içinde roman ama sıkmıyor daha da çok çekiyor insanı.
Konuyu bilmeyenler için biraz tuzak kokuyor aslında o etkileyici kapak tasarımı ve kitabın adı, bilmeyen biri romantik bir aşk romanı olduğunu düşünebilir bu kapağı görünce ama alakası yok tabii:))
Kitabı çok sevdim (ki çok okur az severim), hiç bitmesin istedim hatta gece biter bitmez elimdeki diğer Elif Şafak kitabına başladım. Ama iyi olmadı, iki kitap arasında en azından bir gece uyumak iyi olurmuş. Bünye değişikliği tuhaf karşıladı.
Bu arada aynı konuyla ilgili okuduğum diğer bir kitap olan Bab-ı Esrar'la Aşk arasında tutarsızlıklar var, Kimya'nın ölümü, falan. Niye böyle ki diye düşünmeden edemedim ama aşka inanmayı tercih edeceğim sanırım...

Son Oyunlar

Bu oyunu yabancı bir blogda görmüştüm. Uzun zamandır uygun malzeme arıyordum. Anneme geldiğimizde, vitrinin üstünde yıllardır tozlanmaktan yorulmuş vaziyette duran eski ama çok eski tavla dikkatimi çekti. Birkaç yıl önce eve gelen çocuklar, nasıl becerdilerse pulların bir kaçını yoketmeyi başarmışlardı. Tamam dedim bizim oyuncağın atılacak parçaları bulundu, kaldı geriye içine atacak bir kutu. Önce dolaptaki şık kuru kahve kavanozuna göz diktiysem de kıyamadım, sonra annemin, bittiği halde atmadığı krem peynir kutusunu hatırladım. Hatta bittiğinde "bunu atmayalım, Defne'ye birşeyler yaparsın belki" demişti bana. Öngörülü kadınmış. Defne uyurken kutunun kapağına kumbara deliği gibi bir delik açıp kolayca hazırladım oyuncağı.
Defne, ilk başta kapağını açıp içine direk tamak istedi pulları, delikten atmayı gösterdiğimde de 1-2 tane atıp kapağı açıp tekrar çıkartmaya çalıştı. Tek başına pek oynamak istemiyor, zaten bu aralar oyun ve oyuncaklar pek ilgisini çekmiyor maalesef.
Bu oyun da Akıllı Bebekler Akademisinden. Üstteki çorabın eşini bulmaca oyunu. Defne çorap gördüğü anda giy giy diye emreder ve mutlaka giymek ister. O yüzden çorabın eşini bulmadan önce giymek istedi genelde ama en sonunda doğru çorabı buldu. Bir daha ki sefere çorapla değil başka bir nesneyle yapmak lazım.

Bunlar heryerde satılan baharatlıklardan. Maalesef cam almışım, gözümü ayıramıyorum oynarken. Bir blogda gördüm ama hatırlayamıyorum, sahibi görürse kızmasın. kendini hatırlatırsa hemen ismini eklerim. Ses tüpleri yapmıştı bu takımla, ben de umarım yapacağım ama çakma ses tüplerini yapana kadar Defne gayet güzel yerine yerleştirmece oynuyor bunlarla.


Sanal Bebek Mağazası

Bu da sevgili Hülya'nın işlettiği Sanal Bebek Mağazası.
Çok orjinal ve şirin ürünler var, şimdilik ürün sayısı az ama ilerde artacakmış.
Hülya'ya hayırlı işler, bol kazançlar...

Dijital Dergi Minimui

Hamilelik ve sonrasındaki ilk 6 yılı bizlerle her ay ücretsiz ve dijital olarak paylaşacak çok şirin bir dergi Minimui
Bizim gibi anneler tarafından hazırlanmış, sıcak ve paylaşımcı.
Dergiye ulaşmak için sadece e-mail bilgilerinizi girip abone olmak yeterli.
Ben inceledim ve çok sevdim, bu postu okuyanlara da öneririm.

Yaşamın Kaçınılmaz Terslikleri İle Mücadele Edebilen İyimser Çocuklar Yetiştirebilmek

Tesadüfen denk geldiğim bu blogda okuduğum harika bir makale.
Orijinali ve tamamı burada
Bir bölümünü hep gözümün önünde olması için kopyalamak istedim.
Aslı'ya da teşekkürler bloguna eklediği için.

Çocuklar en fazla anne babalarının kendi aralarındaki çatışmalarda kullandıkları yorumlama ve problemi çözme biçimlerini kopyalarlar. Çoğu kez de bu çatışmalardan yaralanırlar. Ama çatışmadan kaçmakta çözüm değildir. Birbirlerini çok seven kişiler bile arada bir çatışabilirler. Anlaşmazlık hayatın bir parçasıdır. Önemli olan çocuklara çatışmaların nasıl çözümlendiği konusunda model olmaktır. Çatışmaların ve kavgaların zararlarını azaltmak için şunları yapabilirsiniz.
1. Çocuğun önünde fiziksel şiddet kullanmayın. Buna bir şeyler fırlatmak ve kapı çarpmak da dahil. Bu tür davranışlar çocuğu haddinden fazla ürkütür.
2. Eşinizi çocuğun önünde kalıcı ve genelleştirilmiş bir lisanla eleştirmeyin. Ör: “senin baban hayatta hiçbir şeyi beceremez”, “senin annen bencilliğin en iyi örneğidir”.
3. Birbirinize küsmeyin, çocuğun gözünden kaçmaz.
4. Çocuğunuzdan taraf tutmasını istemeyin.
5. Uzlaşma ile sonlanmayacağından emin olduğunuz bir tartışmayı çocuğun önünde başlatmayın
6. Saldırmak yerine, duygularınızı güvenli bir şekilde ifade edin.
7. Kızgınlığınızı kontrol ederek model olun. Sakinleşmek için yavaşlayın ve kendinize zaman verin.
8. Çatışmaları çocuğun önünde çözün ve anlaşmazlıkların sevginin bir parçası olduğunu, doğal olduğunu çözülebilir olduğunu hissettirin.
9. Şayet eşinizi çocuğun önünde eleştirecekseniz tüm kişiliği ile ilgili eleştiriler yapmayın; o anda o durma özel eleştiri yapın. Ör: “baban böyle yorgun olunca, biraz sinirli oluyor”.

Tüm bunların yanı sıra anne baba olarak bebeklikten itibaren özellikle şunlara dikkat etmelisiniz:
1. Çocuğunuzu çok uzun süre yatakta yalnız başına ağlatmayın. İhtiyaçlarını zamanında karşılamaya çalışın. Çocuğunuzu çok uzun süre ıslak ya da aç bırakmayın.
2. Mümkünse -özellikle ilk birkaç ay- uyanır uyanmaz ve akşam yatmadan önce mutlaka sizi görsün.
3. Çocuğunuza önceden tahmin edilemeyen durumlar yaşatmamaya çalışın. Bu onları çaresiz, sinirli, üzgün ve pasif bir duruma düşürür. Örneğin; önceleri düğmesine basıldığında ses çıkaran bir oyuncak bozulduğu için artık ses çıkarmıyor ise, ancak durup dururken aniden ses çıkarıyor ise bu durum çocuğunuz için ‘önceden tahmin edilemeyen’ bir durumdur. Çocuğun bu oyuncak üzerinde hiçbir kontrolü kalmamıştır.
4. Yeni bir durum ile karşılaştığında ona küçük ve başarılabilir adımlar verin ve yaşatın. Örneğin; çocuğu su ile tanıştıracaksanız, önce küçük su fışkırtmaları ile başlayın. Daha sonra bileklerinden başlayarak su seviyesini yükseltin.
5. Çocuğunuza seçim olanakları tanıyın. Örneğin; yemekleri ağzın tıkıştırmayın. Masadaki yiyeceklerden hangisinden başlamak istediğini sorun. Açık büfede tabağını kendisine hazırlatın. 6. Mümkünse giysi seçimini de kendisi yapsın.
7. Çocuğunuzu saatlerce mama sandalyesinde, pusette, oyun parkında bırakmayın. Keşfetmesi, çevreyi araştırması için fırsatlar tanıyın. Etrafına biraz çaba ile.keşfedebileceği yeni objeler bırakın. Güvenliksiz bir duruma gelmediği sürece yaptığı keşifleri engellemeyin.
8. Bir şeylerin üzerine tırmanma,büyük bir ayıcığı kaldırma, bisiklet, paten kullanma çocuğun kendine güven duygusunu arttıracaktır.
9. Bebeğinizle senkronize oyunlar oynayın. O elini iki kez vurunca siz de vurun. O ‘oooo…’ deyince siz de ‘oooo…’ deyin. Bu durumdn çok hoşlanacak ve gülecektir. Siz de gülün. Bebeğiniz sevdiği kişileri hareketleri ile etkileyebildiğini düşünecektir.
10. Onu sık sık kucaklayın. Bol fiziksel temas kullanın.
11. Ceza vermek durumunda kaldı iseniz, cezanın nedenini anlamasını sağlayın. Nedeni anlamaz ve sadece sizden korktuğu için davranışını düzeltir ise, ‘güvensiz’ bir birey olmaya aday olabilir.
12. ‘Hayır’ kelimesini limitli kullanın. Kendiniz için hoş olmayan her durumda ‘hayır’ demeyin. Bu kelimeyi gerçekten tehlikeli durumlarda kullanın. Hoşunuza gitmeyen durumlar için ‘daha yavaş…’ gibi farklı söylemler kullanın. Yaklaşmasını istemediğiniz objeleri ‘hayııır’ demeden sadece kaldırın ve erişemeyeceği bir yere koyun.
13. Övgüyü yerinde, zamanında ve yeterli miktarda kullanın. Neden övüldüğünü anlamasını sağlayın.
14. Çocuğunuza ‘güvenlik mesajları’ verin. Örneğin; doktora aşı olmaya gidecekse, orada yaşayacağı küçük acıyı önceden basit bir dille anlatın. Ama bu küçük acının onu ilerideki büyük acılardan nasıl koruyacağını açıklayın.
15. Uykuya yatmadan önce ‘yatak sohbetleri’ yapın.O gün başınıza gelen iyi ve kötü olayları paylaşın. Sıkıntılarından arınarak uykuya dalmasını sağlayın.
16. Çocuğunuzun önünde sergilediğiniz kendi yorumlama stillerinize dikkat edin. Kötümser yorumlama biçimlerinizden arınmaya çalışın. Çocuğunuzun kötümser yorumlarına tanık olur iseniz, ona olası diğer iyimser alternatifleri farkına varması için yardım edin.
Olcay Güner
Klinik Psikolog
DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü
Çocuk ve Genç Bölümü

Bir Hafta Dedik, O da Geçti


Off off böyle ekmek kadayıfı, böyle kaymak mı olur? Hakkaten hakkını vermişler diyorum, ellerine sağlık.
Defne'nin biricik kuzeni Edoş tam anlamıyla rüzgar gibi geçti. Eda çok hareketli, cin gibi bir kız. Şu anda tam da 2 yaş özelliklerini sergiliyor, biraz kıskanç, azıcık sinirli. Defne de çoğu zaman bundan nasibini aldı tabi. İlk günlerde elindeki oyuncağı direk kaptırıyor, sonra da ağlamaya başlıyordu, son günlerde ise vermemek için bütün gücüyle direnerek Eda'ya karşı koymaya, ver ver diye bağırmaya başladı. Tabi bu arada biraz hırpalanmadı değil. Her ne kadar sürekli gözümüz üzerlerinde olsa da Eda fırtına gibi olduğu için bazen hızına yetişemedik ve Defne'yi tırmalamasını engelleyemedik.

Sonunda annemin hayalleri gerçek oldu ve Defne aniden anneme anneanne diye seslendi. Köyde de ebe, amca, dede demeyi öğrenmişti. Sadece hala demiyor ne yazık ki. Yengeyi de öğrendi, yenye yenye diye peşinden koşuyor yengesinin. Dayı da demiyor maalesef. Bu hafta Defne hem hasta oldu, hem sıcaktan boynu, omuzları isilik oldu (sırtı değil omuzları terliyor ilginç olarak ve oralar isilik oluyor) hem de sineklerin gazabına uğradı. Sinekler mi kendini aştı, Defne'nin mi cildi hassas bilemiyorum ama ısırdıkları yerler 1 lira büyüklüğünde ve çok sertti. Neyse ki geçti.

Burası da kahvaltıya gittiğimiz alabalık tesisi. Balıklara ekmek atmak hem kızları hem bizi çok eğlendirdi, birbirlerini yiyecekler bir ekmeği kapmak için komik balıklar.

Kahvaltı güzeldi tıka basa yedik, zaten sürekli yedik, nedir bu yeme hali çözemedim ben...

Bu arada Eda tabiki balık havuzlarına atlamak istedi, bunun için elinden gelen bütün çabayı sarfetti ancak neyse ki başarılı olamadı.





Eda ve Defne'nin oynar gibi! göründüğü kareler. Aslında oyunları genel olarak oyuncakları paylaşamamak ve oyuncakları kapışmak suretiyle kavga etmekten ibaret. İleride bu fotoğraflara bakarlarsa "ayy ne güzel oynuyormuşuz" desinler:))
Evde iki ufaklık olunca, kendi halinde sessiz sakin düzenli ev ve kendi halinde yaşayan anneanne-babaanne bu manzaralarla sıkça karşılaştı. Gün içinde lavabonun önü biberon çöplüğü, salon da oyuncak deposu haline geldi.

Süper Kolay Tarçınlı Kurabiye

(Fotoğraf abimin objektifinden, bana kalırsa biraz zorlama oldu ama o arkasında bir fon olması gerektiği konusunda ısrarlıydı. Abimler burdayken aklımız fikrimiz sürekli yemekteydi zaten, ekmek makinesinde hamurunu hazırladığımız pizzayı da en kısa zamanda ekleyeceğim. Daha önce yaptığım kuskus salatasını da tekrar yaptım ve resmini de ekledim. )

Gelelim kurabiyeye; tatlı ve kurabiye sevmeyen biri olarak bundan bir seferde 3 tane hüpletiyorum. Oldukça hafif. Aslında yaptığımı güzel yapsam da mutfakla pek aram yoktur. Yine de bu kurabiyeyi sık sık yaparım, çok kolay çünkü:)
Malzemeler:
3 su bardağı un
1 margarin
yarım bardak pudra şekeri
vanilya
ceviz
Üzeri için:
pudra şekeri ve tarçın

Margarini eritmeden un pudra şekeri vanilyayla yoğurun. Kolayca kıvamını buluyor zaten. Arzu ettiğiniz kadar dövülmüş cevizi ekleyip karıştırın.
Şekil verip üzerleri hafif çatlayana kadar pişirin.
Ayrı bir yerde üzerlerini kaplayacak kadar pudra şekeri ve tarçını eşit oranda karıştırın.
Kurabiyeleri fırından çıkarınca sıcak sıcak bu karışıma bulayın.
Bu kadar basit...

Defne'nin Ganimetleri

Ne zamandır eklemek istiyordum bunları, bir türlü fırsatım olmadı, bir de hastalık çıkınca kaldı gitti. Anneannesi Defne'yi uyutmuşken şu işi halledivereyim dedim hemen. Bu şarkılı, notalı kitap şeklinde org Defne'nin halasının hediyesi.
Çok işlevli bir oyuncak, bayıldım ben, sık sık oynuyorum itiraf edeyim:) Tuşların üstündeki minik resimlere basınca farklı şarkılar çalıyor. Bu şarkıların sözleri de kitabın iç sayfalarında yazıyor. Tuşların üstündeki renklerle de notaları eşleştirip notaya bakıp çalabilme olanağı sağlanmış. Bir de şarkı bittikten sonra tuşlarda yanan ışıkları takip ederek şarkıyı tekrar çalabiliyoruz. yok yok yani. Biraz daha büyüyünce tüm bu işlevleri kullanarak zevkle oynayabilir. Şimdilik sadece şarkıları çalıp nay nay diye dans edip el çırpıyor Defne...

Bu da yine hala ganimeti. Parmak kaslarının gelişimi için objeleri kendilerine ait yolda ileri geri hareket ettirmek suretiyle oynanan bir oyuncak. İnsanın halası okul öncesi öğretmeni olunca böyle gelişim dönemine uygun ve işlevsel oyuncakları olur tabi, şanslı çocuk Defne:) Gerçi ilk gördüğünde bunu puzzle zannetti ve uzun süre objeleri çekerek yerinden çıkarmaya uğraştı, çıkmayınca kızdı. Farklı bir oyuncak olduğunu anlatmak için bir hayli uğraştık.

Son olarak dayısı, yengesi ve kuzeni edoşun hediyesi, üst üste dizilen kaplar. Buna benzer küplerimiz vardı, Defne aylarca sıkılmadan oynamıştı ama bu kule dizilince boyu kadar oluyor, çok eğlenceli. Kuleyi toplamak için bir de kovası var. (Resmi internetten buldum, evde çekmeye fırsat bulamadım.)



:((( Bebekler Hasta Olmasın

Son günlerdeki durgunluğunun sebebi buymuş meğer Defne'nin. Yaz günü hasta oldu. Burnu akıyor şıp şıp, uykuları bozuldu, iştahı azaldı. Geceleri de az az öksürüyor.
Yolculuktan ve klimadan şüpheliyim ama terlemedi de yolda, yoksa diş mi?
Neyse ne, biz olalım bebekler hasta olmasın sonuç olarak...

Kuzenler Buluştu, Bir de Doğumgünü Kutladı

En son kışın buluşmuştu, abimin kızı Eda'yla Defne. O zaman Eda hastaydı, Defne de daha küçüktü ve birkaç saatlik bir buluşmadan birşey anlamamıştık. Şimdi bir hafta sürekli beraberler. Ama pek iyi anlaştıkları söylenemez, fotoğrafa aldanmamak lazım. Defne pek arkadaşlık kavramının farkında değil, Eda da tam 2 yaş bunalımlarında, kıskançlıkları var, velhasıl günlerimiz saç çekme, itekleme, birbirlerine 1 adımdan fazla yaklaştırmama çabalarıyla ve bunları çaktırmamaya çalışarak geçiyor.
Büyüdüklerinde çok iyi anlaşacaklar inşallah, aralarında sadece 8 ay var. İkiz gibiler, Defne biraz tombikçe:) Dün de Edoşumuzun doğumgününü kutladık, 2 yaşını doldurdu cimcime. Mumları üflemeye, odaya astığımız süslere bayıldı. Defne de cicilerini giyip kuzenine eşlik etti.
Bu arada perşembe günü köyden anneme döndük tekrar. Bu yolculuklar artık sıkıcı olmaya başladı. Toplan, git, yerleş, tekrar toplan, yola çık, tekrar yerleş, yolda Defne'yi oyala, yorulduk artık ailecek.

Related Posts with Thumbnails