Cumartesi sabahı baktım ki hava çok güzel, yarına ne olacağı da belli değil, “yürüyün gidiyoruz” dedim ev ahalisine. “Nereye” dedi eşim, ben ve buradaki arkadaşlarım biliyoruz da adamcağızın haberi yok tabi haftasonu kahvaltı planlarından. “Kahvaltıya” dedim, “nerden çıktı” dedi ama hoşuna da gitti aslında, evdeki kahvaltı pek iştah açıcı olmayacak çünkü, o da biliyor.

Kalktık gittik, bulduğumuz, güzel görünen ilk yere girdik, yeşillikler içinde bir alabalık tesisiymiş, kimsecikler yoktu, çocuk parkı da vardı. Ama bir dahaki sefere atla gezinti yapılabilen bir yer varmış oraya gideceğiz, Defne atları görsün. Resimlerinden tanıyor, görünce at diyor ama gerçeğini görünce ne yapacak çok merak ediyorum. (Bu arada ben buraları yeşillik zannederdim ama İnebolu’dan sonra gördüm ki buradaki hiçbir şeymiş. Şimdi gittiğimiz her yerde buranın doğası da güzel değilmiş, daha yeşillik bir yer yok mudur ki demekten kendimi alamıyorum.)


Biraz da Defne…
Pazar günü babası uyutmayı denedi, bir yatakta bir ayakta sallarken uykusu dağıldı çocuğun, baktım uyumadı diye getiriyor, ben aldım yatağına koydum, biraz salladım ve uyudu. Tam 2,5 saat. Akşam da bu sayede çok güzel geçti, ne huysuzluk, ne gereksiz ağlama. Gece de normal uyku saatinde uyudu yine. Dün babası bakıyordu, önce uzun bir yürüyüşe çıkmışlar, dönüşte de çorbasını içirip yatırmış. Tam 3 saat uyudu, günümüz de güzel geçti bu sayede. Bakalım bugün ne olacak?

Her gün kendi kendine yeni bir kelime öğreniyor bu aralar. Dün mutfak çekmecesini açıp eline bir şey aldı, düddeç diyor, bir baktım süzgeç. Soyunan birini görsün banyo diyor, bıcı bıcı sadece el yıkamak için kullanılıyor artık. Sabah kemerimi takarken memer diyordu. Makyaj malzemelerimi karıştırıp boya diyor, allık fırçasını yüzüne sürüyor.

Herşeyin içine bakmak istiyor, özellikle ocakta pişen yemeklerin. Koşa koşa mutfağa gelip göster göster diyor. Ayak, bacak, el, dil, diş, kulak hepsini söylüyor, gösteriyor. Biberonu sıcaksa sıcak deyip geri veriyor, soğutup veriyoruz, iyi diyor ve içiyor. Sanırım iyi demeyi benden kapmış, ben çok kullanırım çünkü. Geçen gün arabada eşim klimayı ayarlarken sordu, içerisi nasıl sıcak mı diye, Defne benden önce atlayıp iyi dedi. Sıpa yaa, çok tatlı oldu çok.

Oyun oynarken kucağa oturma huyu çıktı bu aralar. Önce yerde karşılıklı oturuyoruz, bir süre sonra kalkıp popsunu döndürüp kıytın kıytın (ne demekse bu) yanaşıyor, kucağa oturup öyle devam ediyor oyununa. Ben de o arada mıncıklayıp duruyorum, fırsattan istifade.

Ayaklarını uzatıp uzattım diyor, üstünü çıkarınca üşüdüm mont diyor, heryer her şey düzgün olsun istiyor, en ufak bir yamukluğa tahmmülü yok. Herhangi bir eşya biraz yamuk duruyorsa, mamuk, düzelt diyerek mutlaka bize düzelttiriyor.

Ama bu kadar kelimeye rağmen hala iki lafı bir araya getiremedi. Merakla bekliyoruz bakalım, ne zaman iki kelimelik bir cümle kuracak diye. Çok önemli değil tabi, istediği zaman kursun benimki sadece merak, bu kadar kelime söylüyorken cümle de kurabilir diye düşünmüştüm, kurmayabiliyormuş demek ki.

Bunlar da pembe ponponlu çorapları, beyazları da var, çok şekerler, Yalnız ilk günün sonunda ponpoların birer tanesi düştü, söküldü. Neyse ben yaparım kızıma sağlam ponponlar:)

Ek 1: Asıl yazmak istediklerimi unutmuşum. Bu ay iki tane dişi çıktı Defne'nin. aylardır 8 dişle bekliyordu kuzum. İlki sol arkadaki azı dişi, nezle mi diş mi diye yazmıştım hatta, ondan sonra çıktı. Sanırım ayın 14'ü gibi de sağ üst köpek dişi patlamış. O gece çok sık uyandı, bizi ağaç etti, birkaç gün sonra da dişi farkettim, elime geliyordu. Unutmayayım diye yazayım dedim.
Ek 2:Belli etmesem de beni huzursuz eden bir durum vardı. Son aylarda Defne odadan odaya geçmeyi buırak odada bir köşeden diğerine yalnız gitmek istemiyordu, korktum diyordu. İlerideki sehpadan oyuncağını almaya bile beraber gidiyorduk. Üstüne gitmedim, belli etmedim ama sürekli olmasından da tırsmadım değil. Neyse ki bu ay kendi kendine geçti. Şimdi benim yanımdayken bir bakıyorum koşa koşa kend başına diğer odaya gidiyor. Arkasından gelen varsa karanlık odalara bile giriyor ve ışığı açıyor. Malum bizim elektrik düğmeleri yerden 2 karış yüksekte nerdeyse:)

Anne Aktivitesi

Biraz da ben aktivite yapmak istedim, bu aralar pek bir ıvır zıvır yapma halindeyim zaten. Kendime bir sürü oyuncak aldım. Keçeler, kurdeler, kağıtlar... Ne yapacağım tam olarak ben de bilmiyorum aslında ama yavaş yavaş, ucundan kıyısından derken bakınca hoşuma giden birkaç şey yaptım.

Çok seviyorum ufak tefek sevimli işlerle uğraşmayı, belki de bu sebeple Defne'ye evde birşeyler hazırlayabiliyorum oyuncak adına. Eskiden örgü de örerdim, Defne doğduğundan beri elime alamadım. Bir de o çok sabır gerektiriyor, ben başlar başlamaz bitsin istediğim için çok sıkılıyorum uzun işlerden.

Herneyse şu aşağıdaki bebek şekerlerini çok sevdiğim arkadaşım Burcu için daha doğrusu oğlu Ayaz için yaptım.
Çok zorlu bir hamilelik yaşadı arkadaşım. aslında öncesi de zordu, dış gebelikler, düşükler derken hiç beklemediği bir anda hamile kaldı. Bu sefer de yüksek tansiyon, sürekli bir preeklamsi tehlikesi, böbrek sorunlarıyla uğraştı. hastaneye yattı, çıktı, tekrar yattı derken bebeğin kalp atışlarının çok zayıflaması nedeniyle 30. haftada doğum yaptı. Ben şekerlere başlamıştım o arada, hamileliğini öğrendiğimde söz vermiştim, bebeğin çok fazla sabretmeyeceğini de biliyordum ama yine de yarısı duruyordu hala. Doğum yaptığını duyar duymaz tamamladım şekerleri. Bebiş şu an küvezde zaten, çıkınca tatlı tatlı dağıtırlar.



Kutuyu da kendim kapladım ve süsledim. İçine bir de lohusa tacı yapıp koydum, taksın arkadaşım kırmızı kırmızı. En son kitap alışverişimde idefix kolinin içine 3 tane bebek bakım cd si koymuş. Uyku, yıkanma vs ile ilgili. Bizden geçti artık bunlar ama Burcu'nun işine yarar diye onu attım kutuya. Bir de not kağıdı hazırladım, verdim kargoya.


Umarım beğenirsin canım benim.



Aslında daha farklı birşeyler yapmak niyetindeydim ama burada bulabildiğim tek malzeme bu oldu. Yine de fena olmadı sanki...





Dün...

Gerginim bu aralar, neden bilmem. Defne öğlenleri uyumuyor, ben eve gittiğimde de bütün huysuzluklarını sergiliyor, yanaşmıyor, git diyor.
Anneannesi banyoya girdi dün, kapısının önünden zor aldım. Biraz oyaladım, zaten ağrıyan başım iyice zonklamaya başladı. Çok nadir yaptığım bir şeyi yapıp evde olmama rağmen ikisini başbaşa bıraktım, gittim, yattım. Zaten beni arayan soran yok. Bir ağrı kesici aldım, hava da kararmıştı, soktum kafamı yorganın altına, iki saat yattım. Uyudum mu bilmiyorum.

Kalktığımda yemek yenmiş (ben istemedim), eşim Defne'yi giydirip uyumaya iknaya çalışıyordu. Saat 7, çok erken ama gözünden uyku akıyor, yine uyumamış. Artık sormak istemiyorum eve gidince, her "bugün de uyumadı" lafından sonra iyice geriliyorum, beynim sıkışıyor sanki, uyumadığı hergün öğle uykusu alışkanlığı bizden biraz daha uzaklaşıyor gibi. Neden bu kadar takıyorum onu da bilmiyorum aslında, belki birlikte geçirdiğimiz akşam vakitlerini huysuzlukla geçirdiğimiz içindir, bilemiyorum. Çok kızıyorum ama kime onu da bilmiyorum. Belki kendime, evde olamayışıma, çalışmak zorunda oluşuma, kimbilir...

Her neyse, bugün cuma yine de biraz daha iyi hissediyorum. Öğlen 15 dklığına eve gittim, Defne elindeki bir bardak suyu daha kapıdan girmeden üstüme döktü:))
Kucağıma geldi kapı açılınca, al al parta dedi, sanırım mevzu ben değilim, park. Olsun:))
Giderken de arkamdan el sallayıp gel gel dedi, bu da güzel ne yapalım.

Bunları düşünürken fena halde bunu dinleyesim geldi, dinledim de.
Hafta sonu için ilginç bir planı olan??

Son Haftalarda Neler Yaptık?

Çekiliş falan derken uzun zamandır eklemek istediğim etkinliklere ancak sıra geldi. Üstteki oy sandığına benzeyen kutuyu archisugarda eskileri karıştırırken gördüm. Evde hazır bir kutu ve bolca da lamine edilmiş kart vardı. Hemen kaplayıy bir delik açtım kutuya, Defne atıyor ben boşaltıyorum. Deliği güzel denk getiriyor.

Ponponların büyüklerini mini browni kabına, küçükleri buz kalıbına koyuyor. En küçük ponponları çekmecenin dibinde bulduğum eski bir örtünün kenarlarından kestim. O kadar küçüğünü yapmak çok zor çünkü. Kalıplara tek tek koydu fakat büyük küçük olarak ayırmayı pek istemedi. Fikir özgür keo'dan.

Tuzluğa kürdan atmaca. Tuzlukların delikleri çok küçük olduğundan kürdan sığmıyor. Baharatlık şeklinde olanlar veya bizdekiler gibi yurtdışından gelen tavuk, salata baharatı kutuları kullanılabilir. Zaten katkı maddeli kullanmak istemiyordum, hediye gelmişti, bu aktivite için hepsini çöpe döktüm.


Kağıda sticker yapıştırma. Alttaki kitabın içinde, üstünde yazılar yazan stickerlar vardı. Defne onlarla oynamak isteyince ortaya böyle bir aktivite çıktı. Bütün kağıdı doldurdu ve hiçbirini üstüste yapıştırmadı. Boş yerleri, boş boş diyerek gösterip oralara yapıştırdı elindekileri.



İpe boncuk dizme oyuncağıyla oynarken. (Karşısında da bir kişi mutlaka onunla birlikte dizmeli.)

Geçen haftalarda yağan şiddetli yağmurda bodrumu su basmıştı. Eşim de metalden bir düzenek hazırlatıp üstüne bu tahtaları koymak suretiyle zemini biraz yükseltti. Tahtaları getirdiğinde hemen birine el koydum. Yabancı bir blogda görmüştüm, denge çalışması.
Elinden tutup ileri geri yürütüyorum Defne'yi. İki ucuna da legolardan biraz yükselti yapıp koydum.





Çekiliş Tamamdır:)

Arkadaşlar eğer izlemediğiniz biri size çıktıysa izlemeye almayın ki kimliğiniz açığa çıkmasın, süpriz olsun...
Eveeet sonunda çekilişi yaptım. Çekilişle ilgili bir önceki postta yer alan 21 kişiyi çekilişe dahil ettim. Katılacağını belirtip adresini yollamayan arkadaşları üzülerek çıkarmak zorunda kaldım. İlk yorumlarından sonra bir daha sesleri çıkmayınca katılımlarından emin olamadım çünkü.
Küçük hatırlatmalardan sonra sizlere kimin çıktığını ve ev/blog adreslerini mail atmaya başlayacağım.
1. Hediyeleri bebişlere değil birbirimize alıyoruz. Benim eksik ifadem yüzünden birçok arkadaş yanlış anlamış, bir kez daha belirteyim dedim burda.
2. Kıyafet konusu çok geniş ve çetrefilli olduğundan hediyelerimizi kıyafet dışında birşeylerden seçmemiz daha iyi olur.
3. Fiyat aralığımız 15-25 liradır.
4. Kargo ücreti göndericiye aittir.
5. Kargoları 10-20 aralık arasında gönderelim. Erken de olmasın, geç de kalmasın.
Hepimize iyi eğlenceler...

Defne 19 Aylık

Genelde aylık gelişim yazıları için o ay içinde notlar alırdım, malum o kadar hızlı gelişip o kadar çok şey öğreniyorlar ki aynı anda, hepsini akılda tutmak zor oluyor. Nedense bu ay bir türlü elim gitmedi yazmaya, o yüzden 19 aylık postunu yazmak da zor olacak benim için. Uzun uzun düşünmem lazım, ne oldu ne bitti diye.

Öncelikle şu 18 aydan sonra başlamasını beklediğim inatlaşmalar, tutturmacalar bu ay tam gaz etkisini gösterdi. Doğduğundan beri inat nedir bilmeyen, çok çok sakin, çok nadir ağlayan bir bebeğe alışkın olan ben birden yaşanan bu değişim karşısında biraz afalladım tabi. İstediği şeyler olmayınca hüngür hüngür ağlayan, ilgisini başka bir yöne çekmemize bile bazen izin vermeyen bir Defne çıktı karşımıza.

Öğle uykuları çok fena, geçen hafta hiç uyumadı mesela, öğlenleri. Akşamüstleri de berbat geçti tabi böyle olunca. Dün ve cumartesi günü uyutmayı başardık, bakalım bu hafta ne olacak? Acaba anneanneye nazının geçtiğinin farkında da onun için mi uyumuyor?

Geçen hafta parkta bisikletine musallat olan bir çocuğa ilk kez vurdu Defne. Çocuk ya kendi bindi bisiklete -ki Defne bu konuda çok hassas, görür görmez in in, benim benim diye bisikletine koşturdu ve günlerce anlattı bunu evde- ya da Defne binerken itmeye çalıştı, annesi de müdahale etmeyince bizimki iyice sinirlendi, hafifçe vurdu çocuğa. Ben çok üstünde durmadım, bisiklet onun neticede, vermek istemiyor demek ki, bu konuda paylaş kardeşle tavrında değilim henüz, zamanı gelince onu da öğrenir. Tek üzüldüğüm nokta yaşıtlarıyla bir araya gelip bir şeyler paylaşamıyor oluşu. Aynı yaşlarda çocuğu olan ve sık görüşen annelere çok özeniyorum. (Ankara grubu çok şanslısınız walla)

Üç heceli kelimeleri çok rahat söylüyor artık. Üşüdüm, oturacam, yürüyecem (aynı böyle kaba saba söylüyorJ) Söylemediği kelime yok gibi, yazmadım hatırlayamıyorum ama aklımda kalanlar salça, perde, gömlek,havuç, tavşan, mandin (mandalin), yağmur, güneş, bıyak (bırak), bıçak, memek (yemek) vs.

İkili diyaloglarımız da çok eğlenceli.
Anne: Off ayağım acıdı.
Defne: Yüy (sür)
A: Ne süreyim annecim?
D: İyem (krem)
A: Sürdüm ama gene acıyor
D: Öp
………….
A: İnek ne yapıyor?
D: Düt (süt)
A: Anne sütü ne yapıyor?
D: Oğğğut (yoğurt)

Zorluklar da var tabi ama yine de genel olarak Defne’yle birlikte olmak çok eğlenceli. Ne çabuk büyüyorlar, 2 yaşına ne kadar az kaldı diyorum kendi kendime. Bebek halleri çok güzel, uyurken çok sık seyreder oldum bu aralar, o zaman daha bir küçük görünüyor gözüme, ilk zamanlarını hatırlatıyor. 1-2 yaş arası anneyle yapışık olma halleri varmış, bizde neden yok? Bazen buna bile özeniyorum doğrusu.


























Çekiliş Son Durum

Birçok arkadaşımız adreslerini yollandılar, teşekkür ediyoruz.
Katılımı bir kez daha teyit etmek için de adreslerin yollanmasını istedim.
Gönderenleri kesin katılımcı kabul ederek listeyi oluşturdum.
Ancak yorum bırakıp adres göndermeyenler var henüz.
Katılıp katılmayacaklarını bildirirlerse ben de artık çekilişi yapayım diyorum elimdeki listeye göre.
Adresleri ulaşanlar:
Gülcan
Elif
Umur (Elifada)
Emine
Melike (Batıkan)
Filiz
Başak
Güneş
Turkuaz Kıyılar
Irmak Bebek
Tibet'in Annesi
Ece Nur Dülger'in annesi Mine
Arda'nın annesi Saadet
Seyhan (Pıtırcık)
Ekoanne (Ela'nın uydusu)
Pınar'ın Günlüğü
Müge Kızın annesi
Doğa
Özden
Demet
ve ben tabii...
Düşündüğüm gibi az ve öz olduk. Benim için de kolay olacak organize etmek. Çok kalabalık olmadığımıza göre ve çoğumuz birbirimizi tanıdığımız için süprizli olmasında sakınca olmaz diye düşündüm. Genel istek de bu yönde sanırım.
Adresler için 1 gün daha bekleyip çekilişi yapacağım.
Sevgiler...

Çekilişle İlgili

EK: Arkadaşlar adresler gelmeye başladı. Süprizli olup olmaması konusunda karara varamadık ama kesin katılmak isteyenler yine de bana adresleri yollasınlar, kesin listeyi ona göre oluşturacağım çünkü.

Hatırlatmak istediğim aklıma gelen birkaç nokta var.
İlk olarak ben çekilişi kendimiz için düşünmüştüm, bebişler için değil yani, öyle mi anlaşıldı acaba tam emin olamadım. Mail grubundan onlara zaten hediye gelecek, bu da bizim için olsun dedim.

Fiyat aralığı olarak 15-25 lira arası olabilir dedim, uygun mudur?

Kıyafet türü hediyelerde zevkler çok farklılaşabiliyor, onun dışında hediyeler gönderilirse beğenmeme riski azalır diye düşünüyorum, fikirlere açığım.

Kura çektikten sonra kim kime çıktı açıklayalım mı yoksa herkes sadece hediye alacağı kişiyi mi bilsin, buna da beraber karar verelim.

Hediyelerin kargoya son teslim tarihi 20 aralık olsun bence, yılbaşı trafiğinde gecikmeler olabilir, 31 Aralıktan sonra ulaşmasın hediyeler.

Gönderirken kargo ücretini de biz verelim ki hediyeyi teslim alırkenki heyecanımız para ödemeyle bölünmesin.

Son olarak da olumsuz bir durum yaşanacağını zannetmiyorum ama olması halinde herkesin kendinden sorumlu olduğunun benim sadece aracı olduğumun bilinmesini isterim.

Katılmaktan vazgeçen olabilir, sakın söylemekten çekinmesin. Devam eden arkadaşlar da şimdiden mail adresime ev adreslerini yollamaya başlarlarsa ileride sıkışmayız.

Hepimize iyi eğlenceler.

(Katılmak isteyenler için birkaç günümüz daha var.)

Hediye Fikri


Yeni yıl yaklaşıyor, mail grubunda ocuklarımız için hediye çekilişi yapacağız. Çeşitli bloglarda da çekiliş fikirleri görüyorum.
Biz de yapsak mı ne dersiniz?
Yapalım diyenler 1 adım öne çıksın bakalım.
Eğlenceli olmaz mı? Fiyat konusunda da sınır koyarız, sorun olmaz umarım.
Bekliyorum.

Kitap Mimi


Mimler gelip giderken bazen merak ediyorum kim başlatmış diye. Bir sonraki mimde geri geri gidip iz süreceğim. Nihayetinde bizim gibi bloggerlar başlatıyor bu mimleri de diye düşünüp ben de bir mim başlatmaya karar verdim.
Konumuz kitap. Birkaç soru düşündüm, kitap önerileri üzerine, maksat yeni kitaplarla tanışmak, 1 cümlecik de olsa konularıyla ilgili bilgi sahibi olabilmek.

Gelelim sorulara:
1. Şu an okumakta olduğunuz kitap/kitaplar (Kısaca konu)
2. En son aldığınız kitap/kitaplar
3. Şimdiye kadar okuduğunuz kitaplar içinde en çok sevdikleriniz
4. Bir türlü bitiremediğiniz, bitirseniz de sizi okurken illallah ettiren kitap/ kitaplar
5. Elinizdeki bitince okumayı düşündüğünüz kitap

Aklıma bu kadar soru geldi ama yeter sanırım, önce ben cevaplayayım o zaman.

1. Şu an elimde M. Montessori'nin Çocuk Eğitimi kitabı var. Genel olarak montessori felsefesini anlatıyor. Az kaldı birkaç güne biter umarım.
Ben aslında 2-3 kitap bir arada okuyamadım hiç ama çocuk eğitimi kitapları okurken bir tarafım da roman okumak istiyor hep. O nedenle Elif Şafak/ Bit Palas'a başladım bir yandan. Daha çok başındayım, bitince zaten blogda yazacağım.

2. Geçen gün kargom geldi idefixten. En sevdiğim şeylerden biri kargoyla kitaplarımın gelmesi. 3 kitap aldım.
Açlık Oyunları
Maria Montessori Yöntemiyle Çocuk Eğitimi Sanatı
Freud'a Ne Yaptık da Çocuklarımız Böyle Oldu

3. İnce Memed, Alamut, Kumral Ada Mavi Tuna, Aşk, Kızıl Nehirler, Nietzche Ağladığında

4. Umberto Eco/ Gülün adı Bitirdim ama ben de bittim:)

5. Bit Palas'ı bitirip Freud'a Ne Yaptık da Çocuklarımız Böyle Oldu' ya başlamak istiyorum hemen.

İlk olarak postu okuyan herkes yazmak isterse yazabilir. Ben şimdilik elanın uydusu Esra'yı, Başağı, Gülcenin annesi Emine'yi, Kirazımı, Denizin annesi Demet'i, Beril'in annesi Zeynep'i mimliyorum. Ne kadar çok o kadar iyi.

Kitap okuyamıyorum, kitap miminden korkuyorum diyenleri mimlemedim ama devran döner mim size de döner haberiniz ola:)

2 cd

Defne hanımın kendine ait 4 tane cd si var şimdilik. 2 tanesi carrefourda sepetin içine atılmış klasik müzik cdlerinden. Tane 1,5 liraydı sanırım.
Benim öyle klasik müzik bilgim, kültürüm falan yoktur aslında, birkaç besteci ve eserini bilirim o kadar. Defne de aman klasik müzik dinlesin, öğrensin gibi bir düşüncem yok ama tv ve müzik kanallarındaki şarkıları dinletmiyoruz, ama müzik de önemli dinlemesi lazım diye düşündüğümden oyun oynarken falan açmak için aldım bir iki klasik müzik cdsi. Daha sonra lazımlık alışverişi sırasında bebefixte bu cd ye rastladım.

Aslında bu tip kitap, cd isimleri bana hep itici gelmiştir. Harika çocuk, dahi çocuk, zeka geliştirme vs.

Benim için cazip yönü ise birçok besteci ve esere tek cd de ulaşabilme imkanı vermesi ve çocuklar için hazırlanmış olmasıydı. Cd gelip de dinleyince almakla ne kadar doğru bir iş yaptığımı anladım. Başakcım keşke sana dinletme şansım olsa, yanlış kelimeler kullanmaktan çekiniyorum, dediğim gibi konuyla ilgili çok bilgi sahibi değilim.

Bir kere eserler farklı icra edilmiş sanırım, çok yumuşak, ninni gibi, aralarda kuş cıvıltıları falan var ama kesinlikle rahatsız edici değil, çok hoş. Ben cdyi çok sevdim, çoğu zaman kendim dinlemek için açıyorum. Goggle da aratırsanız cd hakkında bilgilendirici yazılar da var satıldığı adreslerde.

Bir diğer cd de bu şirin köpekli kapağa sahip olanı. Mail grubunda konuşulmuştu bir ara çocuk şarkıları, o zaman inciboncuk önermiş, ben de not almıştım. Geçen hafta idefixten 1-2 kitap alırken bir bakayım belki müzik reyonunda vardır dedim. Ümidim yoktu aslında ama varmış. Aldım hemen ve çok beğendim. Çok yumuşak bir ses tonu ve çok şirin çocuk şarkıları var. Kesinlikle mekanik veya elektronik değil, müzikler, kullanılan enstrumanlar çok güzel. Bülent Ortaçgil'in de katkısı var sanırım, kapakta ismi vardı, okumaya çalışırken Defne elimden kaptı, bir daha da bakamadım.
Tavsiye ediyoruz, biz çok beğendik.

Ponponlar ve Eski Hurçtan Aktivite Örtüsü

Maşa aktivitesinde pamukları kullanmıştık, elimde top top makyaj pamuğu da olmadığından bütün pamuktan parçalar koparmıştım ama hiç içime sinmemişti. Yabancı bloglarda hep boy boy ponpon kullandıklarını görüyorum, onlarınki hazır tabi, renk renk, irili ufaklı bir sürü ponponları var. Pamukla olmaz bu iş deyip başladım ponpon yapmaya. Aslında çok da kolaymış, iki veya 3 parmağıma bolca ip dolayıp ortadan bağladıktan sonra kenarlarını kırptım. Yanlız ipi çok uzun dolayınca o kırpma işi çok uzun sürüyor ve sıkıcı oluyor. Bu arada ponpon sımsıkı top gibi olsun istiyorsak 3 veya 4 parmağa bolca sarmak gerekiyor. Ama maşayla tutmak için pek uygun değil sıkı ponponlar, biraz gevşek olmasında yarar var.

Çok eskiden kese içinde bir örtü gelmişti hediye, keten kesesini de saklamıştım, içine ponponları ve maşayı koyduk, işe yaradı.

Bu örtü de Defne'nin altına serdiğim aktivite örtüsü. Hem dökülen saçılan için iyi oluyor, irmik, mercimek gibi, hem halının desenleriyle yaptığımız çalışma birbirine karışmıyor. Montessori sınıflarında çalışma alanının sınırlarını belirlemek için kullanılıyormuş ama bizim öyle bir sınırımız yok henüz.

Eski bir hurcum vardı, taşınırken türlü eziyetletden geçtiği için saplarının kenarından yırtılmış, fermuarı kopmuş, bazı yerlerinde delikler oluşmuştu. Kenarlarından kesip açtım ve örtü büyüklüğünde kestim. 3 tarafı biyeli haliyle kaldı ama kestiğim taraf biyesizdi. Atacağım kısımların bir tarafındaki biyeyi söküp boş kenara elimle diktim. Altı kapitone olduğu için de halının üzerinde düzgün duruyor.
Şu veya şu küçücük dikiş makinelerinden almak istiyorum, kullanan var mı acaba, ufak tefek işlerimi yaparım, iyi olur.

Mim

Sevgili Melike ve Başakcığım beni mimlemişler. Bu mim bana uğramaz inşallah diyordum, zira pek alakam olmayan konularla ilgili ama iki yerden mimlenince kaçamadım, çiziktirdim birşeyler.

1.Dolabını açtığında hangi renkler daha fazla?
Pembe ve mor tonlarını çok seviyorum, siyah ve gri de çok çok fazla dolabımda.
Şimdi farkettim ki öyle çok farklı renkler yokmuş.

2.Alışverişe gittiğinde hangi mağazaya uğramazsan olmaz?
Hiç öyle marka, mağaza tercihlerim yoktur, çok da anlamam anlasam da ilgilenmem zaten bu işlerle, vitrinlere bakıp karar veririm hangi mağazaya gireceğime. Yalnız büyükşehire taşındığımızdan beri alışverişe her çıktığımda koton'a uğrar oldum. Bunun en büyük sebeplerinden biri de mağazanın büyük, ferah olması ve görevlilerin sizi rahatsız etmemeleri. Rahat rahat gezip deneyip çıkıyorum.

3.Kendini rahat hissettiğin giyim tarzı?
Kışın kot pantolon ve kazak, yazın etek/kot/keten pantolon ve tşört giyerim. Çok klasik olamadım hiçbir zaman, iş dışında kumaş pantolon giymem. İş yerinde de öyle takım elbise, döpiyes falan giyemem. Aslında çok güzel taşıyanlar var, ben de seviyorum ama soruda da dediği gibi kendimi rahat hissetmiyorum, mecburen giysem bile bu ben değilim diyorum.

4.Kesinlikle seksi diyebileceğin şeyler?
Walla aklıma gelmiyor ya, anlamıyorum bu işlerden işte.

5.Asla giymem dediğin kıyafetler?
Platform topuk asla asla giymem, nefret ederim, önünde kocaman yazılar olan tşörtleri de giymem, çok yüksek topuklu, acayip sivri burunlu, kokoş ötesi ayakkabıları da giyemem. Şu ugg botları para verseler ayağıma sokmam ki ben yıllarca zevkime göre ayakkabı bulamadığım için sadece bot giymiş bir insanım ama ugglar görüp görebileceğim en kötü ayakkabı bence.
Aslında giymem dediğim o kadar çok şey var ki, o yüzden alışverişe çıktığımda çoğu zaman elim boş dönerim, tuhaf bir zevkim var sanırım, birşey bulamıyorum.

6.Fiyatları gereği ulaşılması zor yabancı markalardan en beğendiğin?
Hangi markalar ki onlar, ben bilmem, ilgilenmem. Asla da bir kıyafete 10 kıyafet parası vermem. Çok çok beğendiysem ölüp bitiyorsam, yıllardır aradığım modelse bile en fazla normal fiyatının 2-3 katını veriririm bir kıyafete, o da belki. Bir giysiye bu kadar para verilmesini saçma buluyorum, 2 sezon sonra sıkılıp bir kenara kaldırmıyor muyuz zaten?

7.En fazla yatırım yaptığın sektör?
Defne'ye oyuncak, kıyafet, kendime bol bol kitap.

8."Kitap, film, spor" hangisini diğerlerinden daha çok yapıyorsun?
Sporla uzaktan yakından alakam yok, biraz yürüsem yoruluyorum zaten, film izlemeyi severdim eskiden, şimdi sonunu getiremiyorum, sıkılıyorum ama kitaplardan asla sıkılmam, çok severim, sürekli okurum.

9.Dışarıdayken yemek yemeği en çok tercih ettiğin yerler?
Özel bir yer yok, acıkınca en yakın yerde oturur yeriz.

Ben kimseyi mimlemiyorum, en yakın zamanda da bir kitap mimi başlatmayı kafama koymuş bir şekilde postumu sonlandırıyorum.

Katre-i Matem

Sonunda bitirebildim bu kitabı. Okulların açılması, ev, iş, çoluk çocuk tırı vırı derken bir türlü oturup uzun uzun okuyamadım. Biraz da ağır ilerliyor kitap, sıkıcı değil aslında hatta hoşuma da gitti ama tarihi bir roman olması, eski kelimelerin sıkça kullanılması, kazasker, vezir, sadrazam vs. isimlerinin çokça ve karışık olması okumayı biraz yavaşlatıyor.

Kitap genel olarak karmaşık bir cinayet üzerine kurulu. Kitabın sonlarına geldiğinizde de işlerin aslında hiç de tahmin ettiğiniz şekilde olmadığını görüp şaşırıyorsunuz. Lale devri, saraylı ve devletluların eğlence ve keyif içindeki yaşamı, halkın çektiği yoksulluk ve sefalet de romanda sıklıkla işlenmiş.

Kitaba başlarken yazar bir açıklama yazmış. Yağmurlu bir günde biraz ısınabilmek için sığındığı müzayede salonunda, açık arttırmada satılan eski bir elyazmasını dayanamayıp aldığını ve yazdığı hikâyenin tamamına aslında orada rastlayıp kendisinin sadece okuyucuya naklettiğini ifade ediyor. Hikayenin asıl adı 66 Soruda Cinayet. Bu 66 soru kitabın bölümlerini oluşturuyor aynı zamanda.

İskender PALA’nın yıllar önce başka bir kitabını almış ancak okuyamamıştım. (Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk) Bu kitaptan sonra tekrar denemeye karar verdim, zira kitaplıkta boynu bükük durdukça üzülüyorum ama yaz tatili gibi çok çok boş bir zamanda okumakta yarar var.

...

İnsan kocasını kıskanır mı? Kıskanan vardır belki ama ben kıskanmazdım, yani öyle bilinen anlamıyla. Bilmediğim, hissedemediğim bir duygu oldu hep karşı cinsler arasındaki kıskançlık.
Ama şimdi kıskanıyorum işte, bugün evde kendisi, Defne'ye o bakıyor pazartesileri. Sadece ikisi, evde başbaşa, bense burda, offff. Evde olan ben olmalıydım...

Kasımı ve kasımpatıları çok seviyorum, kışı da seviyorum. Çarşıya çıkacağız birazdan, bir demet alıp öyle döneceğim eve, kararlıyım.

Boncuklu İpe Dizme Oyuncağı

Merak eden arkadaşlarımız için...
Ahşap kutusu olması iyi, kapağı da keşke şeffaf sert plastik yerine ahşap olsaymış.
İplerin ucu bildiğimiz ayakkabı bağcığı şeklindeydi, boncuklardan çok zor geçiyordu, sert kısım kısa olduğu için. Biz de koli bantı ile sararak sert kısmı uzattık. Defne de rahatça geçiriyor artık.
Related Posts with Thumbnails