10 gün!



10 gün olmuş. İlk kez mi oluyor acaba bu kadar uzun bir ara. Ya kafam doluydu ya elim gitmedi klavyeye günlerdir. Herkes gibi bir süredir gündemimiz hep Gamzeydi. Hala da aklım onda, iyileşene kadar da öyle olacak ama ilk şoku atlattıktan sonra, üzüntü yerini ümide bıraktıktan sonra biraz daha normalleştim sanki. Kafama dolan saçma sapan düşüncelerden, olumsuzluklardan kurtuldum bu arada.

Uzun zamandır elime kitap almadığımı fark etmesine ediyordum da bir türlü durumu değiştiremiyordum 3-4 aydır, En sonunda böyle gitmez deyip harekete geçtim. Evde sırada bekleyenler biraz daha beklesinler diye düşünüp yeni kitaplar aldım kendime. Ama sanki bu, okumaya dönüş için çok da iyi bir seçim olmadı. Kalın kitapları hemen bitmedikleri, keyfi uzun tuttukları için sevsem de, sayfalar sayfalar boyu aynı şeyleri okuyunca cidden sıkıldım. Ama tuhaf bir şekilde keyif almaya da devam ediyorum. Sanırım yazım yeteneği böyle bir şey. Konu sıkıcı olsa da sunum güzel olunca elinden bırakmak istemiyor insan. Ama Kemal beni cidden daralttı, hadi biraz aksiyon al artık demekten geri duramıyorum.

Bir de film gördük bu arada. Çok beklentiyle gidip az tatminle ayrıldım. Klişeleri bu kadar mı seviyoruz, neden seviyoruz anlamıyorum. Bir de çok daha görkemli sahneler ve vurucu bir son ayrıca etkileyici bir başlangıç falan bekliyordum. Bulamadım. Ama yazınca fark ettim, çok şey bekliyormuşum yahu:)

Defne’yi de yeni bir oyuna götürdüm haftasonu arkadaşlarıyla. Nedense sinemaya babasıyla, tiyatroya benimle gideceğini düşünüyor ve hep bunu bu şekilde istiyor. Ben de memnunum tabi halimden. Oldum olası sevemedim animasyon filmlerini. (Animeler hariç tabi)
Bir de gittiğimiz her oyunda salonu  tıklım tıklım görünce o kadar seviniyorum ki. Evet burada seçenek az belki ondan bilemiyorum ama şehrimin insanı seviyor tiyatroyu.

Bu da böyle bir özet gibi oldu. Günler öylece geçiyor işte. Hergün doğumgününü soruyor Defne. Şimdiden heyecanla beklemeye başladık bile…



Pijamalar az önce geldi. Okuldan gelince çok sevinecek:)

Seninle Yaşayalım

Bir anne, bir blogger anne ve ne mutlu ki bir Nurturia annesi.
Zor durumda şimdi. Yakasına yapışan hastalıktan kurtulup yavrusuna, ailesine gidecek ama desteğe, yardıma, en önemlisi kana ve uygun iliğe ihtiyacı var şimdi.
Neler yapılabilir diyorsanız Gamze için açılan BU BLOGDAN yapılabilecekleri ve süreci takip edebilirsiniz.
Hiç biri elinizden gelmezse bol bol dua edip güzel dileklerinizi yollayabilirsiniz.


Ben hep hastaneden çıkıp kuzusuna sarıldığı anı hayal ediyorum. Gözümde sadece o anı canlandırıyorum. Gerçek olacağına inanıyorum. Siz de inanın olur mu?

Mutfak masasına çerçeve konur mu?


Konmasa da ben koydum:)
Karı, kışı, soğuğu seviyorum da bu ara çok eve kapandık sanırım, bunaldım. Bahar gelse, dağlara bayırlara çıksak, acele piknikler yapsak yine...
Sokağa çıkamayınca da fotoğraflar hep evden.



Bu emektar beni çok heyecanlandırıyor bu ara. Bir film taktırmak lazım önce. Ne çektiğini anında ekrana bakıp görememek bir yana, ne yaptığını, yanlış mı doğru mu yaptığını bilememek şimdiden ürkütüyor beni. Ciddi korkuyorum yahu aletten. Bir de ağır ki. Nasıl olacak, ne çıkacak meraktayım.

Defne bu ara delirdi, cidden delirdi. Bir kere tamam anne, peki, olur dese alkış tutacağım o derece. Yap denileni  (yapar mısın, noooolur diye yalvarıyoruz aslında) yapmıyor, yapma denileni inatla, itinayla hallediyor. 4 yaş bunalımı da varmış ya, bu o mu acaba?

İşbaşı




Defne bizi bol bol delirtse de, bol bol mızmızlansa da, bazen bütün gün ne yapacağımızı bilemesek de, hergün ne yiyeceğiz diye dertlensem de, evde durdukça temiz, düzenli olmayan yerler gözüme batsa da, saçım başım, üstüm başım bir müddet aynalara küsse de evde olmak güzeldi.

Yarın yine işbaşı...

Kar yağdı, hem de çok...


Anne kız çıktık karla oynamaya. İlk dakikadan kendisini suya atar gibi kara attı Defne. Bu sene daha bir seviyor sanki. Yüzdü, emekledi, tepindi, yuvarlandı. Doğal olarak 5 dakikada pantolonu, çorabı heryeri ıslandı. Sonrası kavga dövüş, eve gidelim sorunu.
Biraz daha oynayıp, zor zahmet çıktık eve.
Ne çok seviyorlar güzel anları, zor anlara çevirmeyi...

Ne çalışacaksam??


Beni mutlu eden ikinci şey de bu masa işte. Çalışma! masası:)
Kullandığım, sevdiğim şeyleri doldurdum şimdilik. Daha eksik çok tabi. 1-2 raf alıp keçelerimi, kumaşlarımı da koydum mu tamamdır.
Şimdilik kapısının önünden her geçişimde içeri bir göz atıp sırıtıyorum:)


Onun dışında bembeyaz tatile devam ediyoruz...



Altı üstü bir masa, dört sandalye...


Ama benim için öyle değil işte. 8 yıl, hatta daha fazla belki..Evlendiğimizde alınacak son kalemdi mutfak masası. para bitmiş, biz alamamışız. İlk masamızı abim almıştı sağolsun. Basit birşeydi. Bir süre idare eder yenisini alırız diyorduk. Sandalyemiz bile yoktu hatta, annemin fırfırlı minderler diktiği dört tabure sadece. O tabureleri değiştirdik birkaç yıl sonra. Metal, lila minderli sandalyeler aldık, yine idarelik:)

İlk sene düze çıktık halbuki ama ya ben beğenemedim, ya ne istediğime karar veremedim. Benim mutfak masası artık şehir efsanesi oldu yakın çevremde. Alamadım bir türlü, olmadı.


Ta ki, bu haftaya kadar. En sonunda bu beyaz masa ve almadan önce bir ışık yanar gibi kafamda beliren bu pembe sandalyeleri aldık getirdik eve. Şimdi mutfağa baktıkça nasıl mutlu oluyorum anlatamam. yemek, kahvaltı, hepsi bir zevk oldu benim için. Bu akşam uzun uzun oturduk masada. Yemeği bitirip, bir mum yaktık, fıstık ve şarap eşiliğinde. Böyle kolay, böyle keyif duyabilmek ne güzel.


Kendim için beni çok mutlu eden birşey daha yaptım, ne zamandır hayallerimi süsleyen:)) O da bir sonraki posta...

Tatildeyiz


Ailecek hem de. Zaman hiç geçmese, tatil hiç bitmese keşke:)
O da sıkar ama değil mi? Ne kadar memnuniyetsiziz böyle:))



Bütün gün evde ne yapılır? Saçma sapan bir sürü aktivite işte. Bu da sözde elmalı tarçınlı pasta:)) Çilekli pastamızdan sonra bizden de bu beklenirdi ama değil mi?



Defne kesti, dizdi, tarçınladı. Sonra afiyetle yedik. Mmmmm miss...

Gece gece


Gündüz bizi çok çok zorladığında kafamın bir köşesinde yankılanıp duran "bu çocuk bizden daha iyi!! (neye göreyse artık bu iyi) bir aileyi hak ediyor cümlesi, eve geldikten sonra geçirilen keyifli bir iki saatten sonra gücünü yitirdi, duyulmaz oldu sanki. Ama bazen cidden Defne'yi yeterince iyi idare edemediğimizi düşünüyorum. Herkesin söylediği anne/baba olunca daha sakin, daha tahammüllü, daha sabırlı bir insan oldum sözü bize neden hiç uymuyor? Neden biz tam tersini yaşıyoruz diye soruyorum bazen. Bazen her şey çok ama çok zor oluyor...


İlk karnesini aldı Defne dün. Adını hatırlayamadığı çiçekli, açılan pencereden resminin göründüğü ŞEY o. Mutluydu ama, ne işe yaradığını anlayamasa da anne babasının sınıfa kadar çıkmasına vesile olan bir dosya o. Onun için seviyor belki.

Uyumadan tam önce, çok konuştuğu için "sus artık, uyuyacağız" sözümün üzerine, yeni peyda olan özrünü diledi. Bir de "beni seviyor musun" diye ekledi!!! Haydaa! "Tabi ki seviyorum kızım, kızsak da baban da ben de seni her zaman seviyoruz" deyince de "okuldayken de seviyor musunuz peki" dedi içini çeke çeke. Ben o sırada nolur durum daha da zorlaşmadan uyusun diye içimden yalvarırken, dışımda da "tabi ki, her yerde seviyoruz, karnımdayken bile seviyorduk" diyebildim.

Sonra...Uyudu, neyse ki...


Bu fotoğrafa baktıkça huzur doluyorum. Bu postun sonuna iyi gidecek sanki...

Işık ve aydınlanma


Bu satırları (akademik eğitim vb hariç düşünürsek tabi:)) ben yazdım sandım bir an. Ve sanırım uyandım.
Çok sevdiğin bir uğraşın sana ızdırap vermesini istemiyorsan...
1- Kendini fazla kaptırmayacaksın.
2- Sınırlarını bileceksin.
3- İmkanlarını bileceksin.
4- Üstteki iki maddenin elverdiğince yaptıklarınla mutlu olmaya çalışacaksın.
5- Her halükarda araştırmaktan, okumaktan, sınırları zorlamaktan da zarar gelmez. Denemeye devam edeceksin...

Bu aralar pek sorguluyorum herşeyleri, hayırlısı...

Fotodaki ben, sanırım milattan önce çekilmiş olmalı. 12 küsür yıl yahu!

Halalaiiiidddiiiiiiii


Cuma yarım gün keyfi. Simit, çay, beyaz peynir, boş ev. Bayılırım...


Cumartesi elektrik kesilmesinden mütevellit kurutulamayan saç, evde pinekleme...


Pazar ailecek çok sevdiğimiz dışarı kahvaltısı ve diz boyu kar, deli bir kar savaşı, sırılsıklam eve dönüş.
Dağlara yakın oturmayı çok seviyorum.

Heidi kulakların çınlasın:))

Aslında çoook başka şeyler varken aklımda böyle neşeli bir yazı çıktı nasıl olduysa...
Bu aralar ne kadar maddeciyiz değil mi? Bana öyle geliyor, kendime de çokça kızıyorum ya, neyse... Ben kendi içimde düşünmeye devam edeyim biraz daha...

Manik-depresif


Ne acayip gündü. Geceden devam eden şiddetli bir baş ağrısıyla uyanıp, kızımı kocamı yollayıp tekrar yatıp işe 1 saat geç gidip, bir anda baş ağrısının geçmesi ve uzun zamandır hissetmediğim kadar neşeli ve enerjik hissetmemle devam eden sonra ortada bir şey yokken hissiyatın bir anda tepetaklak olmasıyla süren, evde estirdiğim terörle doruk noktasına ulaşan gün, kendimi Defne yatana kadar temizliğe vermemle devam etti. O arada iki tepsi tarçınlı kurabiye, çorba, yemek, salata falan yaptım.

Aaa bir de pazaryerine dönen dolabımı düzenleyip toz aldım. Evdeki sağda solda günlerdir duran yorgan yastık vb. ıvır zıvırı topladım. Yetmedi üstteki ne idüğü belirsiz kelebeği yaptım. Son dakika golü olarak da Defne'nin ilk ve en sevdiğim çorabını çerçeveye soktum

Sanırım artık yatabilirim, huzurla...
İyi geceler dünya.

O uzun ilk cümle kesin düşük oldu ya, neyse...


Bu da gecenin şarkısı olsun TIKTIK


Related Posts with Thumbnails