15 Aralık 2009 Salı

Güzel Şeyler

Tam da hediyelerimi gönderdiğim bugün ben de hediyemi aldım. Akşam kapı aşağıdan çalınca şüphelendim zaten, kesin kargodur diye. Ne zaman kapıya bir kargocu gelse ben de bir mutluluk bir mutluluk...

Canım Sibelciğimin hediyeleri. Paketi aç aç bitmedi, canım benim ne kadar incesin, zarifsin. Bana yolladığın iki hediye yetmemiş bir de Defne'ye almışsın. (Pardon, onu Tibet almıştı, değil mi?)

Doğrusunu söyleyeyim, hediyelerden önce kartlara saldırdım. Biri bana, biri Defne'ye. Tanışmadığın ama tanıdığın birinin el yazısını görmek, sana yazdığı notu okumak gerçekten çok heyecan verici. Çok mutluyum bu akşam çok. (Defne'yle de çok güzel bir akşam geçirdik, huzur dolu.)

Sibelcim bana el yapımı bir Da Vinci defter, doğum günüm için de ayrıca bir kolye almış. Defteri çok sevdim tabi ki, el yapımı herşeyin benim için yeri çok ayrıdır, kıyıp üzerine yazı yazabilir miyim bilmem. Kolye ise gerçekten çok şık, çok kibar, annem de ben de bayıldık, hemen taktım:)Defne'nin hediyesi ise iplerle şekiller yapabileceği bir oyuncak. Biraz daha büyüyünce çok severek oynayacak, eminim.

Defne yılbaşına hazır bu arada:)
Annemdeki ışıklarım da geldi, ağacımız son halini aldı.

Bunlar da benim bugün yola çıkan hediyelerim. Çok ama çok heyecanlıyım, umarım beğenilir.


Çekiliş hediyeleri ulaşmaya başladı, inşallah sorunsuz bir şekilde herkes hediyesine kavuşur. Güzel günler, güzel şeyler bunlar...



Defne 20 Aylık

20 aydan sonrası bana hep 2 yaşı hatırlatıyor, artık bebeklikten çıktığını, 2 yaşında kocaman bir kız olacağını hissettiriyor. Artık 10’lu ayları bitti, 20 yaşına gelip artık teenager değilim diye üzüldüğüm günleri hatırladım birden.

Ne yazsam ne anlatsam bilemiyorum, önce olumsuzlardan başlayayım en iyisi, nedense akla ilk onlar geliyor. Öğle uykusu olayı sanırım sona erdi. Hiç ama hiç gelişme yok hatta daha da kötüleşti. Hafta içi hiç uyumuyor, artık hafta sonu ben de uyutamıyorum, hüngür hüngür, içli içli ağlıyor, zaten bana uzak davrandığı için bir de uyutmaya çalışıp benden iyice nefret etmesini göze alamıyorum artık açıkçası. Uyusa bile çok ama çok zor, ağlaya ağlaya uyuyor, ben de buna dayanamıyorum. Zaten artık gece uyurken de beni istemiyor, babam babam diye ağıt yakıyor ve babası uyutuyor. Buna hem seviniyorum (bu zor işten kurtulduğum için) hem de üzülüyorum, beni niye istemiyor diye.

Bazı günler benden iyice uzaklaşıyor, bazı gün o kadar değil. Bazen ne yapsam kar etmiyor, benimle oynamak, benimle birlikte olmak istemiyor, bazen, nadir de olsa, kendiliğinden yanıma geliyor. Çok üzülüyorum bu duruma, bazen çocuğa küsecek noktaya geliyorum resmen, elimden hiçbir şey gelmiyor.
Neyse…

Hala 2 kelimeli cümlelere geçemedi ama söylemediği şey yok sanırım. O kadar çok kelime söylüyor ki aklımda tutmam imkansız hale gelmeye başladı.
Yuvarlağı ve salyangozu öğrendi bu aralar. Uuvalak ve salyangüss diye çok komik bir şekilde söylüyor ikisini de. Nerede yılbaşı ağacı görse ağaç ağaç diye gösteriyor.

Bazen durup dururken koşa koşa geliyor ve unuttum diyor, neyi diyoruz bunu diyerek o an ortada duran yerine koymadığımız bir şeyi gösteriyor, alıp yerine koyuyor.
Sürekli bildiği şeyleri gösterip bu ne diye soruyor, biz de ona ne o diyoruz, cevabı kendi veriyor.
Su vereyim mi diye soruyorum, ver demek yerine, veyim diyor, çok gülüyorum.

Fırça, babun (sabun), babunlu, başka, bida (bir daha), oynatak (oyuncak), perde, muman (duman), patates yeni öğrendiği kelimeler. Hepsini kendisi uygun yer ve zamanda kullanıyor.

Tv kumandasına basıp karıncalı görüntü çıkınca bozuldu diyor, pil takmamızı istiyor.
Uzun kavramını öğrendi. Kışlık montunu ilk giydirdiğimde kolları uzunmuş, kıvırayım dedim sadece. Şimdi her giyişinde, uzun, vıvır diyor bana.

Oyun oynarken halının dışına oturduğunu fark ederse, üşüdüm deyip kalkıyor, halıya oturuyor.
Açık-kapalı, boş, uzak-yakın kavramlarını biliyor.



Defne tam masa başı çocuğu sanırım. Bizim öyle koşmacalı, zıplamalı oyunlarımız yok, bazen ben koş yakalayayım diyorum, bizimki koşa koşa odasına gidip masasının başında çalışmaya başlıyor. Oturarak, bir şeylerin üzerinde çalışarak oynayabileceği oyunları seviyor. Mutlaka yanında biri olmalı ama. Hala yalnız oynamak istemiyor.

Kulplu, yerleştirilen yapbozları gözü kapalı yapıyor nerdeyse, hatta sanırım artık çok kolay bulduğu için yapmıyor. Biz de ahşaptan, normal iç içe geçen türden bir yapboz aldık, 12 parçalı. Başlarda girinti ve çıkıntıları bile denk getiremezken, 1-2 hafta içinde az bir yardımla yapmaya başladı. Ve gerçekten yapmak için inat etti. Ben yapamayacağını düşünüyordum, sadece belki bir daha bulamam diye almış, rafına koymuştum. Odasına gittiğinde her seferinde onunla oynamak için ısrar etti, yapamayınca yardım istedi, bize yaptırdı, sonunda becerdi, hala tam olarak kendi başına yapamıyor fakat uğraşıyor. O yapbozdan bir de kaplumbağayı öğrendi. Boppana diyor, çok şeker.


Kitaplarına veya bebeklik fotoğraflarına bakarken resimlere müdahale etmek istiyor, çok komik. Çorabını çıkaran bir çocuk resmi varsa giy giy diye kızıyor, sevdiği şeyleri al al diye almak istiyor, oturan biri varsa kalk diye emrediyor. Kitaplarının hepsini tanıyor, kitap kutusundaki sıralarını biliyor. Geçen gün ilk defa aldığı kitabını geri kutuya da koydu.

Kelimeleri artık ekleriyle birlikte kullanmaya başladı bu ay. Anne nerde diye sorulunca, mutfakta, oyuncağı nereye koydun deyince oraya gibi cevaplar veriyor.

Dün kaka yapıp yanıma geldi, kalk dedi bana, napacağız dedim, değiştircez deyip poposunu gösterdi. Ne kadar hızlı oluyor her şey, aklımda tutmaya bile zor yetişiyorum. 2 yaşına gerçekten çok az kaldı, hem biraz daha bebek kalsın istiyorum hem de okula, kreşe gidip akşam geldiğinde arkadaşım şunu dedi, öğretmenim bunu anlattı, bu resmi yaptık vs vs diye bıdır bıdır anlatmasını merakla bekliyorum.


14 Aralık 2009 Pazartesi

Bin Muhteşem Güneş


Hemen başta söyleyeyim, kitabı gerçekten çok beğendim. Olay örgüsü, karakterler, sade ama etkileyici anlatımı ile gerçekten okuması zevkli bir kitap, herkese tavsiye edebilirim.

Yazarın en çok bilinen romanı Uçurtma Avcısı sanırım. Ben de aslında o kitabı alırken Bin Muhteşem Güneş'i de görüp, kitap arsızı bir günüme denk geldiğinden yine ikisini birden almıştım. Nedense içimden ilk bunu okumak geldi.

Roman genel olarak iki kadının hayat hikayesi ve kesişen yaşamları, hayalkırıklıkları, aşkları, mücadeleleri üzerine kurulu. Hayatları süpriz bir şekilde kesişen iki insan. (En ufacık birşey yazarsam büyüsü bozulur diye ayrıntıya girmeye korkuyorum.)

Romanda arka fonda ise Afganistan ve 1960'lardan günümüze yaşadığı siyasi çalkantılar var ancak bunlar kısa bilgilendirmeleri geçmeyecek yani siyasi kısmıyla çok fazla ilgili olmayan okuyucuyu sıkmayacak düzeyde.

Ben kitaptan fazlasıyla etkilendim, okurken sayfalar sayfaları kovaladı, elimden bırakmak istemedim. Tavsiye ederim.

11 Aralık 2009 Cuma

12.12.

Çok kaptırdım galiba kendimi yeni yıl havasına, ama evde baş köşede böyle bir ağaç dururken kaptırmamak mümkün mü?





Aralığı seviyorum demiştim ya, bir sebebi de yarın. 12.12 çok uyumlu değil mi? Benim doğum günüm. Önce doğum günü, hemen arkasından yılbaşı, kim olsa sever zaten. Geçen sene 30 oldum diye hayıflanırken 1 sene daha ne çabuk geçivermiş, 30’u devirdik ya gerisi çok da önemli değil sanki, 40’a kadar başka sendrom yaşayacağımı sanmam.

Takmıyorum canım, her yaş güzel, önemli olan için güzel olsun, sevdiklerinle ol, sevdiğin şeyleri yap. 30’lu yaşlar saçlarımdaki tek tükü biraz geçen beyazlar dışında güzel şeyler getiriyor bana, böyle sürmesini umuyorum.

10 Aralık 2009 Perşembe


Sanırım salı günü yola çıkmış olacaklar, kime gidecekler acaba?



Defne'den...

08 Aralık 2009 Salı

Aralık

Aralığı çok severim, kasımı da severim demiştim, değil mi?

Aslında kışı seviyorum ben, yazı, sıcağı, o yapış yapış terleme durumunu, sıcaktan bezmeyi, pestil gibi olup hiçbir şey yapamama hallerini sevmiyorum. Ben kıştan enerji alıyorum sanırım, bir sürü şey yapmak istiyorum kışın. Karıncanın tersine, kışın işleyip yazın yatmak istiyorum.

Yeni yıl geliyor, bu sene yılbaşını daha bir sabırsızlıkla bekliyorum. Hediyelerimiz var, biz göndereceğiz bize de gelecek, süpriz hediyeler. Bizimkiler hazır, şöyle cici bici ellerimle paketlemek istiyorum onları. Kartlarımız, hediye etiketlerimiz var. Kırt kırt kestim yapıştırdım yine gece gece, sırf paketi açtıklarında sahiplerinin yüzlerinin alacağı şekli görebilmenin, göremesem de hayal edebilmenin düşüncesiyle.

Bu sene bir ağaç süsleyesim var, küçükken de yapardık, evdeki büyük çiçeklere pamukları minik minik koparıp kar tanesi gibi serpiştirirdik, küçük oyuncaklarımıza ip bağlayıp dallardan sallandırırdık. Anlamam ben noel, moel, seviyorum o ışıltıyı, yeşil çam iğnelerinin arasından görünen minik şirin şeyleri, kırmızıyı, beyazı, yanıp sönen ışıkları. Defne de sever, değil mi?





05 Aralık 2009 Cumartesi

Kedi Düşmanı Defne


video

Eklemeyi becerdim ya, suyunu çıkartayım:)

04 Aralık 2009 Cuma

Astronot Defne

Defne'ye acaba dedirtmeye çalışırken ortaya çıkan komik diyalog:)
Çocuk nasıl da anlamsız bakmış yüzüme, ne diyor bu kadın der gibi...
Bu arada çok fena sesim için özür.
video

Laminasyon, Eşleştirme, Monet, Hamur, Diş

Bu aralar en sevdiğim şey silikon tabancamdı, yanına bir de bu ufacık tefecik şirincik laminasyon cihazı eklendi. Uzun zaman olmuştu Hülya'dan alalı ama ilk kez kullandım, pek bir sevdim. Kağıtları seffaf asetatla kaplarken, sert durması için kartona yapıştırırdım. Laminasyon cihazıyla buna gerek kalmadı. Filmin arasına koyuyorum kağıdı, veriyorum cihaza, hooop arkadan pırıl pırıl çıkarıveriyor. Çok da güzel görünüyorlar, kapladığım resimleri alıp alıp seviyorum:)

Kartlarla yaptığımız ilk eşleştirme çalışması. Resimleri uzun süre önce kaydetmiştim bilgisayara, bir türlü çıktı alamamıştık. Bunların ve daha birçok dökümanın çıktısını aldık bir kerede, zamanı geldikçe kaplar kullanırım. Meyve sebze serisinde çok fazla çeşit vardı, ben şimdilik bildiği tanıdığı bu altı çifti kapladım. Yalnız bu çalışma basit geldi Defne'ye, nasıl zorlaştırabilirim, bilen?
Bir tek domatesle, elmayı karıştırıyor ama karışmayacak gibi de değil ki:)

Elma sıralamayı da ben yokken anneannesiyle yapmışlar, bir kerede yapıverdi diyor annem. Şimdi şımarıyor, yapmak istemiyor pek. İki tane diziyor sonra kakıyııı deyip karıştırıyor:)


Monet eşleştirme kartlarını sağolsun İnciboncuk hazırlayıp gruba eklemişti. Oldum olası çok severim zaten Monet'yi, Defne de tanısın şimdiden diye onları da hazırladım. Desenler birbirine benzediği için karıştırabilir diye sayıyı az tuttum. Genel olarak eşleştirebiliyor, iki resmi karıştırıyor sadece.


Bu da çoook uzun zamandan beri yapmak isteyip bir türlü elimin gitmediği oyun hamuru. Un, tuz, su ve 1-2 damla sıvı yağı kafama göre karıştırıp yaptım. Azıcık da kırmızı gıda boyası ekledim. Aslında Defne'nin elleri kirlendiği için oynamayacağını düşünüyordum ama beni yanılttı. Ara sıra ellerini gösterip üğee dedi ama yine de devam etti oynamaya. Önce Hamurdan top yapıp kürdan batırdı. Sonra kürdanları çıkarıp oluşan deliklere tekrar sokmaya çalışınca ben de aşağıdaki gibi bir top hazırladım. Kürdanları görünen deliklere tek tek taktı.

Aşağıda da Özden'den aldığım fikirle yaptığımız banka kartıyla hamur kesmece oyunu var. Bu hamur, kürdan, kart ekibiyle 1 saate yakın oynadı Defne. İyi vakit geçirtiyor, tavsiye ediyoruz.


Bu arada Defne'nin köpek dişleri gelmeye devam ediyor. Aylardır diş çıkarmıyordu, şimdi hepsi sıraya girmişler sanki, pıtır pıtır çıkıyorlar. Tek belirtisi ise gün içinde ara sıra yanağını tutup acıdı demesi. Oda çabucak geçiyor zaten. Dün baktım üstteki iki köpek dişinin de ucu görünüyor, alt soldaki de göründü görünecek.

Öğle uykuları ise hafta sonu ve resmi tatiller dışında komple iptal. Ben de saldım artık, elimden birşey gelmiyor zaten. Dün saat 4 buçukta çok uykusu geldi, ben daha yüzünü göremeden uyudu, 7de uyandı. 11 gibi zor zahmet tekrar uyudu. Ne bu şimdi, ne saçma...

01 Aralık 2009 Salı

Kutu Kutu Taç Taç:)

Kartondan katlayarak kutu yapmayı öğrendiğimden beri istiyordum bunları ve daha daha çoklarını yapmayı. Keyifli Hobilerde ayrıntılarıyla anlatılmış, ben de oradan öğrendim zaten.

İlkönce bu kahverengi olanı yaptım, sonra da alttaki maviyi. Mavi kutu yine kendi yaptığım kırmızı taçla beraber Ocakta doğum yapacak arkadaşım için. O kendini biliyor, ama emanetlerini almaya gelmiyor bir türlü:))





Bu taç da kendim için, takacak mıyım bilemiyorum, bakalım... Seyretmek ve yapmak çok hoşuma gidiyor o ayrı:) Ortadaki çiçeği eski bir tokadan söktüm, kurdele, dantel, silikon, tamamdır...

Bu çiçekleri evdeki eski bir örtüyü katledip yaptım. Örtünün kenarındaki minicik ponponları Defne oynasın diye kesmiştim zaten. Örtüyü de küçük küçük kareler şeklinde kesip kenarlarını mumla yaktım. Ortasına da üç boncuk dikip çiçeğe benzettim. Ama bunlarla ne yapacağımı bilmiyorum henüz:)

Çok daha güzel, çeşit çeşit çiçek yapımı yine Keyifli Hobilerde...

Açlık Oyunları

Ateşi Yakalamak isimli romanı kirazın aldığı kitaplar arasında görünce merak edip araştırmıştım nette biraz. (Birsürü kitap vardı neden o ilgimi çekti acaba?) Uzun süren araştırmalarım:)) sonunda serinin ikinci kitabı olduğunu ilkinin de Açlık Oyunları olduğunu öğrendim. Alacağım birkaç kitabı daha ekleyip sipariş verdim. İyi de yapmışım çünkü benim için sıkıcı ve manasız olan bayram günlerini şenlendirdi bu kitap ve bayram bitmeden bitti.

Çok ama çok sürükleyici, ilginç de bir konusu var. Bir tür kara ütopya diyebilirmişiz, tatilde uzun uzun sohbet etme imkanı bulduğum bir arkadaşımın yorumu. Roman bilimkurgu, günümüz dünyası ve zamanında geçmiyor. Panem isimli ülkenin, birbirinden ayrı, geçişlerin yasak olduğu 12 Mıntıkasından birinde yaşayan karakterler var. Zamanında mıntıkaların Panem'in merkezi Capitol'e karşı ayaklanmaları ve ayaklanmanın bastırılması sonucu mıntıkaların bunu asla unutmamaları ve Capitol'den sürekli bir korku duymalarını sağlayacak bir reality show üzerine kurulu roman.

Her mıntıkadan iki genç seçilir ve arenada aç susuz, 1 ay boyunca birbirlerini öldürmeleri tüm ülkede televizyonlardan canlı yayınla izlenir. Kazanan aynı zamanda hayatta kalandır. Aslında kitabın vermek istediği toplumsal measjlar da var, bu açıdan da ilginç geldi bana.

Okuması zevkli, konusu ilginç, daha ne olsun. İkinci kitabını sipariş verdim, sabırsızlıkla bekliyorum. Üçüncüsü daha çıkmamış, ikinciyi daha yavaş mı okusam ne yapsam:))

Bu arada çeviri beni çok rahatsız etti. Müt-ter değilim tamam, orjinalini de okumadım ama cümle düşüklüklerini, zaman uyumsuzluklarını da anlayabilecek kadar iyi bir okurum. Kitabın orjinali şimdiki zamanla yazılmış, ancak benim aldığım baskıda geçmiş zaman kullanılmasına karar vermiş editör (kitaba da not düşmüş) ama bazı yerlerde bariz hatalar vardı. Cümle şimdiki zamanla başlayıp geçmiş zamanla bitiyor, cümlenin ortasında bir süreklilik hali oluşuyor ve çok rahatsız edici oluyor. Tabi kitabın dili de oldukça basit, öyle çok fazla beklentiye girmemek gerekiyor edebi açıdan. Ama konusu ve akıcılığıyla da kendini okutturuyor.

24 Kasım 2009 Salı


Cumartesi sabahı baktım ki hava çok güzel, yarına ne olacağı da belli değil, “yürüyün gidiyoruz” dedim ev ahalisine. “Nereye” dedi eşim, ben ve buradaki arkadaşlarım biliyoruz da adamcağızın haberi yok tabi haftasonu kahvaltı planlarından. “Kahvaltıya” dedim, “nerden çıktı” dedi ama hoşuna da gitti aslında, evdeki kahvaltı pek iştah açıcı olmayacak çünkü, o da biliyor.

Kalktık gittik, bulduğumuz, güzel görünen ilk yere girdik, yeşillikler içinde bir alabalık tesisiymiş, kimsecikler yoktu, çocuk parkı da vardı. Ama bir dahaki sefere atla gezinti yapılabilen bir yer varmış oraya gideceğiz, Defne atları görsün. Resimlerinden tanıyor, görünce at diyor ama gerçeğini görünce ne yapacak çok merak ediyorum. (Bu arada ben buraları yeşillik zannederdim ama İnebolu’dan sonra gördüm ki buradaki hiçbir şeymiş. Şimdi gittiğimiz her yerde buranın doğası da güzel değilmiş, daha yeşillik bir yer yok mudur ki demekten kendimi alamıyorum.)


Biraz da Defne…
Pazar günü babası uyutmayı denedi, bir yatakta bir ayakta sallarken uykusu dağıldı çocuğun, baktım uyumadı diye getiriyor, ben aldım yatağına koydum, biraz salladım ve uyudu. Tam 2,5 saat. Akşam da bu sayede çok güzel geçti, ne huysuzluk, ne gereksiz ağlama. Gece de normal uyku saatinde uyudu yine. Dün babası bakıyordu, önce uzun bir yürüyüşe çıkmışlar, dönüşte de çorbasını içirip yatırmış. Tam 3 saat uyudu, günümüz de güzel geçti bu sayede. Bakalım bugün ne olacak?

Her gün kendi kendine yeni bir kelime öğreniyor bu aralar. Dün mutfak çekmecesini açıp eline bir şey aldı, düddeç diyor, bir baktım süzgeç. Soyunan birini görsün banyo diyor, bıcı bıcı sadece el yıkamak için kullanılıyor artık. Sabah kemerimi takarken memer diyordu. Makyaj malzemelerimi karıştırıp boya diyor, allık fırçasını yüzüne sürüyor.

Herşeyin içine bakmak istiyor, özellikle ocakta pişen yemeklerin. Koşa koşa mutfağa gelip göster göster diyor. Ayak, bacak, el, dil, diş, kulak hepsini söylüyor, gösteriyor. Biberonu sıcaksa sıcak deyip geri veriyor, soğutup veriyoruz, iyi diyor ve içiyor. Sanırım iyi demeyi benden kapmış, ben çok kullanırım çünkü. Geçen gün arabada eşim klimayı ayarlarken sordu, içerisi nasıl sıcak mı diye, Defne benden önce atlayıp iyi dedi. Sıpa yaa, çok tatlı oldu çok.

Oyun oynarken kucağa oturma huyu çıktı bu aralar. Önce yerde karşılıklı oturuyoruz, bir süre sonra kalkıp popsunu döndürüp kıytın kıytın (ne demekse bu) yanaşıyor, kucağa oturup öyle devam ediyor oyununa. Ben de o arada mıncıklayıp duruyorum, fırsattan istifade.

Ayaklarını uzatıp uzattım diyor, üstünü çıkarınca üşüdüm mont diyor, heryer her şey düzgün olsun istiyor, en ufak bir yamukluğa tahmmülü yok. Herhangi bir eşya biraz yamuk duruyorsa, mamuk, düzelt diyerek mutlaka bize düzelttiriyor.

Ama bu kadar kelimeye rağmen hala iki lafı bir araya getiremedi. Merakla bekliyoruz bakalım, ne zaman iki kelimelik bir cümle kuracak diye. Çok önemli değil tabi, istediği zaman kursun benimki sadece merak, bu kadar kelime söylüyorken cümle de kurabilir diye düşünmüştüm, kurmayabiliyormuş demek ki.

Bunlar da pembe ponponlu çorapları, beyazları da var, çok şekerler, Yalnız ilk günün sonunda ponpoların birer tanesi düştü, söküldü. Neyse ben yaparım kızıma sağlam ponponlar:)

Ek 1: Asıl yazmak istediklerimi unutmuşum. Bu ay iki tane dişi çıktı Defne'nin. aylardır 8 dişle bekliyordu kuzum. İlki sol arkadaki azı dişi, nezle mi diş mi diye yazmıştım hatta, ondan sonra çıktı. Sanırım ayın 14'ü gibi de sağ üst köpek dişi patlamış. O gece çok sık uyandı, bizi ağaç etti, birkaç gün sonra da dişi farkettim, elime geliyordu. Unutmayayım diye yazayım dedim.
Ek 2:Belli etmesem de beni huzursuz eden bir durum vardı. Son aylarda Defne odadan odaya geçmeyi buırak odada bir köşeden diğerine yalnız gitmek istemiyordu, korktum diyordu. İlerideki sehpadan oyuncağını almaya bile beraber gidiyorduk. Üstüne gitmedim, belli etmedim ama sürekli olmasından da tırsmadım değil. Neyse ki bu ay kendi kendine geçti. Şimdi benim yanımdayken bir bakıyorum koşa koşa kend başına diğer odaya gidiyor. Arkasından gelen varsa karanlık odalara bile giriyor ve ışığı açıyor. Malum bizim elektrik düğmeleri yerden 2 karış yüksekte nerdeyse:)

Blog Widget by LinkWithin