Defne Büyürken etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Defne Büyürken etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Güzel fotoğraflar (yanlış anlaşılmasın benimkiler değil:))


İçimde bir şeyleri harekete geçiren, bir yerlere dokunan ya da sadece gözüme hoş gelen fotoğraflara bakmak bana keyif verdiği kadar ağlama isteği de uyandırıyor çoğunlukla. Bir türlü tatmin edemediğim bir fotoğraf hevesim var. İstediğim gibi olmuyor, olamıyor. Hoş çaba da göstermiyorum ya, yine de daha iyisi, daha tekniği, daha güzeli olsun istiyorum. Çekmeyerek nasıl olacak onu da bilemiyorum. Haftada bir anlamsız da olsa, hakkında yazacak birşey bulamasam da çektiğim fotoğrafları paylaşsam ya burada.
Diyorum ama yapabilecek miyim bakalım...


Heyecanlıyız bu ara. Geçen seneden beri Defne defalarca gösteriye çıktı ama bu seferki ciddi. Bale okulunun gösterisi var bu kez. Kıyafeti geldi, öğretmeni giymeyin dediği halde bir kerecik giyildi, fotoğraflar çekildi. Haftaya bugün büyük gün.


Bu arada balkonda çok zaman geçirdik. Çiçekler diktik, saksıları değiştirdik. Kavga dövüş, kıkır kıkır, bağırış çağırış yaptık birşeyler. Halaa ama halaaa bir masa alamadım. Evren duy artık sesimi:)



Bu kırmızı çiçek nedir bilmiyorum ama coştu, çok güzel oldu. Aynı performansı hala uykudaki sardunyalarımdan da bekliyorum. Çok nazlılar bu sene. Ne zaman açacaklar da izleyeceğiz?


Bugünlük bu kadar, görüşmek üzere...

Sene sonu



Yıl sonu gösterisi de tamamdır, artık karneleri alabiliriz.
Hem izlemenin heyecanı, hem birkaç kare yakalayabilmenin telaşıyla çekebildiklerim bu ve birkaçı daha işte.
Bu sene hem güzel hem yorucuydu hepimiz için. Hepimiz tatili dört gözle bekliyoruz bu ara.
Geçtiğimiz hafta da aksilikler, yoğun işler peşimizi bırakmayınca bloga da birşey yazamadım. Balkondaki küçük bahçemizden, ektiğimiz, diktiğimiz bitkilerden, Defne'nin küçük bahçivan hallerinden de bir sonraki posta bahsedeyim.
Bizden sevgiler...

Çiftetelli

Aydın çiftetellisi oynadılar boylarına bakmadan. Fena da değildi hani. Ben öyle gözleri sulu sulu değil genelde ağzım kulaklarımda izliyorum nedense sahnede olan biteni. Hem mutlu oluyorum hem de eğleniyorum o komik hallerini görünce.
Mesela bizimki oyunun sonunda koreografi gereği yere yatıp yüzünü kapatınca önce kalkıp bir etrafına baktı, baktı hareket yok geri kapandı. O ara öğretmenleri evet kalkıyoruz diye seslendi. Ama ben farkettim Defne'nin duymadığını. Herkes kalktı arkaya oturdu, Defne hala yatıyor. Seyirciler koptu tabi. Öğretmeni gidip omuzuna dokunana kadar da kalkmadı. Sonradan kendisi de çok güldü haline.

Sanırım sahnede olmayı seviyor. Mutlu olduğunu farkediyorum. Gözünü de öğretmenden bir an olsun ayırmıyor ki hata yapmasın. Tam görev adamı. Bazen babasıyla, inek mi olacak çocuğumuz diye gülüşüyoruz. (aman duymasın:))

Gösteri hava şartları nedeniyle ancak bu hafta sonu olabildi. Ama biz tam da 23 Nisan'da Defne'yi çok mutlu edecek birşey aldık ona. Artık yedek tekerlekleri olan 2 tekerlekli bir bisikleti var. Beceriyor da binmeyi. Şimdi parka gitmek daha eğlenceli sanki. İzin verirse ben oturuyorum, o dolaşıyor.
Birkaç sene içinde beraber binmeyi hayal ediyorum, anne kız yanyana...

4'e 2 kala Defne


Aylardı sayıkladığı, adeta günleri saydığı doğumgünü yaklaştığı için çok mutlu.

Anneannesinden rengarenk çiçekler istedi. Kapıyı o açacakmış, anneannesi çiçekleri sürpriiiz diye arkasından çıkarakmış. (Bugün oldu bu arada bu hadise:))

4 yaşa 2 gün kala Defne mısır satıcısı olmak istiyor. Marketlerde mısır satacakmış:)

Bir de r harfini söyleyebildiğini sanıyor. Şöyle ki:
Defne sen artık r leri söyleyebiliyor musun?
Evet söyleyebiliyorum.
Söylesene.
Yeeeee
:)))))

Ev ödevi


Daha önce de bu kes yapıştırlardan eve getiriyordu Defne. Kendi kendine yapıyordu biz de bakıyorduk. Ama bu sefer karton dosya içinde, geri götürülmek üzere 2 sayfa getirmişti. Bildiğin ev ödevi yani. Bir tanesi de siyah el işi kağıdına olacakmış. (yalnız beyaz tarafına) Resmen telaşlandık karı koca. Sanki bitirme tezi hazırlıyor çocuk. Önce elişi kağıdı bulamadık, sonra gezip tozmaktan eve geç geldik falan, resmen panik olduk. Hatta bir ara aramızda dönüş yolunda Defne uyursa ne yaparız, biz mi yapsak falan diye saçmaladığımızı hatırlıyorum. Neyse ki pazar akşamı yatmadan önce tüm ödevler bitmiş, dosyaya itinayla konmuştu.

Ben sonra çıkarıp fotoğraflarını çektim tabi. Hiç ellenmemiş gibi de yerine koydum.
Kuzumun tüm ödevleri zamanında biter, hep istediği gibi olur umarım öğrencilik hayatı boyunca:)



Okul bahçesindeki fenerler. Öndeki sarı Defne'nin. Ne güzel bir görüntü oluşturmuş hepsi beraber, bayıldım.

Blog aslında Defne için açılmıştı değil mi?


İnternet detoksundayım biraz. Bakıp çıktıklarım dışında sadece blog kaldı diyebilirim, o da yazabilirsem işte. Biraz kendime, kızıma, eşime, evime vakit ayırmak istiyorum. İstiyorum da ne yapıyorum derseniz, sayacak pek birşeyim yok aslında ama kafam daha boş en azından. İyi geldi.

Son zamanlarda Defne'nin hiç fotoğrafını çekmemişim. Aradım bulamadım. O da pek hevesli değil, daha çok kameranın arkasında, deklanşöre basan taraf olmak istiyor. Öyle olunca da ortaya birşey çıkmıyor.

Sabah öğretmeni aradı. Serviste çok ağlamış. (Hiç yapmaz normalde, okulun ilk haftası bile yapmadı. Doğrusu Defne okul sürecinde bir kez bile ağlamadı.) Tiyatro için izin kağıdı ve para koymadık diye ağlamış. Nerden aklına geldi, diğer çocuklar bahsederken mi duydu bilmiyorum. Oysa biz birgün önce okula onu almaya gittiğimizde o işi halletmişti. Sanırım Defne'ye söylemeyi unuttuk. Aslında akıl edemedik. Tiyatroya gideceğini biliyordu ama para ve izin kağıdı olmayınca telaşlandı sanırım. Kuzum benim.

Bazen çok çekingen oluyor Defne, bazen de hiç tanımadığı kişilerle sohbet etmeye çalışıyor. Zamanında konuştuğumuz ama benim çoktan unuttuğum şeyleri orada burada karşılaştığımız insanlara anlatmaya çalışıyor bazen. Dün hastanedeki hemşireye, yanından geçerken birşeyler söyledi mesela. Baştan anlamadım. Sonradan tekrar sorunca hatırladım. Meğer annem bana pamuk prensesli yapboz alacak diyormuş:) Evet alacaktım. daha doğrusu bulursak alalım diye konuşmuştuk zamanın birinde. Ne alaka onu söyledi anlamadım ama:)

Bir de çok anne olmak istiyor bu sıra. Tek derdi çocuğu şu anda. Kendisi hasta olunca benim çocuğum da olacak mı diyor. Kakasını yapınca benim çocuğum olunca o da yapacak mı, poposunu kim silecek diye soruyor. Bazen ben bazen babası siler diye de ekliyor. Bir de kendisi okula gidince (öğretmen olacakmış) onun çocuğuna da anneannesi bakacakmış. Yani ben diyorum, hayır anneannem benim çocuğumun anneannesi olacak, o bakacak diyor:) Benim için hava hoş valla:))

Kuşlar, saat vs


Yazın Defne'nin saçlarının uçlarından aldırdıktan sonra daha da hızlı uzamaya başladılar sanki. İyice uzayıp, taranması da her seferinde kriz sebebi olunca bir kez daha uçlarından aldıralım diye düşündük. Uzun saçı çok seven Defne nedense kesilme fikrine hep çok sıcak bakıyor, ilginç. Kuaföre kimbilir ne zaman fırsat bulur gideriz (hiç sevmem çünkü), çok da uzadılar derken elimde makas Defne'nin saçlarını keserken buldum kendimi. Kuaförlerin artistik hareket ve manevralarla yarım saatte bitirdikleri işi sanırım 2-3 dakikada hallettim. 4 parmak almayı başardım uçlardan. Sonuç da fena olmadı bence, ne dersiniz?


Kuşlu kumaşlarım çok sevdiğim bir arkadaşımdan. Çok da marifetlidir kendisi. TIKTIK
Kumaşları kasnağa gererim diyordum ama kıyamıyorum. Ne yapsam ne yapsam düşünüyorum hala.


Bu minik kız Defne'ye benzemiyor mu:)) Saçlarının koyulu açıklı hali, tombik yanakları, mutfak sevdası ile sanki benim kızımı çizmişler. Görünce hemen çıktı alıp magnet haline getirdim. Önünden geçtikçe seviyorum:)


Bu da Defne'nin ilk saati. Görünce dayanamayıp aldım. Benim ilk saatimi babam almıştı. Daha doğrusu çıkıp beraber almıştık. Biz çocukken çeşit yoktu zaten. Altın ve gümüş rengi olan, en basitinden dijital saatler vardı, metal. Hem büyükler hem çocuklar için olanları vardı. Gidip beraber onlardan bir tane almıştık. Sarı renkli. Babam saatini sağ koluna taktığı için benim de sağ koluma takmıştı. O gün bugündür ben de sağ koluma takarım. Yazı yazarken zorlar, çıkarırırım hatta ama alışkanlık değiştiremem. Kimilerinin dikkatini çeker, sorarlar hatta.
İşte ben de bu saati alıp eve getirdiğimde farkettim ki Defne'nin sağ koluna takmışım. Tabi ki o kolda durmadı, çıkardı. Fotoğrafını çekmek için ararken köpeği Diego'nun kolunda buldum. Kendisi hangi koluna isterse ona takar artık.

Gece gece


Gündüz bizi çok çok zorladığında kafamın bir köşesinde yankılanıp duran "bu çocuk bizden daha iyi!! (neye göreyse artık bu iyi) bir aileyi hak ediyor cümlesi, eve geldikten sonra geçirilen keyifli bir iki saatten sonra gücünü yitirdi, duyulmaz oldu sanki. Ama bazen cidden Defne'yi yeterince iyi idare edemediğimizi düşünüyorum. Herkesin söylediği anne/baba olunca daha sakin, daha tahammüllü, daha sabırlı bir insan oldum sözü bize neden hiç uymuyor? Neden biz tam tersini yaşıyoruz diye soruyorum bazen. Bazen her şey çok ama çok zor oluyor...


İlk karnesini aldı Defne dün. Adını hatırlayamadığı çiçekli, açılan pencereden resminin göründüğü ŞEY o. Mutluydu ama, ne işe yaradığını anlayamasa da anne babasının sınıfa kadar çıkmasına vesile olan bir dosya o. Onun için seviyor belki.

Uyumadan tam önce, çok konuştuğu için "sus artık, uyuyacağız" sözümün üzerine, yeni peyda olan özrünü diledi. Bir de "beni seviyor musun" diye ekledi!!! Haydaa! "Tabi ki seviyorum kızım, kızsak da baban da ben de seni her zaman seviyoruz" deyince de "okuldayken de seviyor musunuz peki" dedi içini çeke çeke. Ben o sırada nolur durum daha da zorlaşmadan uyusun diye içimden yalvarırken, dışımda da "tabi ki, her yerde seviyoruz, karnımdayken bile seviyorduk" diyebildim.

Sonra...Uyudu, neyse ki...


Bu fotoğrafa baktıkça huzur doluyorum. Bu postun sonuna iyi gidecek sanki...

Teori, pratik, şablon, kalıp vs vs...


"Anne poz ver, gülümse. Makinanı da tut, o da görünsün."
Ben onu çektim, o da beni bu akşam. Sonrasında yatışa geçtik. Her gece olduğu gibi bu gece de kolay uyumadı ama ben bu gece hiç sinirlenmedim, kızmadım ve bağırmadım. Her zaman öyle olmuyor ama her zaman böyle de olmuyor. Tahammül sınırlarımın düşük olduğunu biliyorum ama gayret ediyorum. Bu gece başardım. Keşke hep böyle olsa. Bu gece huzurluyum doğal olarak...


Hafta sonu ilk kez birlikte tiyatroya gittik. Çok sevdiği arkadaşı Yiğit ve çok sevdiğim arkadaşım Yiğit'in annesiyle. Çok sevdik oyunu hepimiz, sonrasında da çok eğlendik. Gidene kadar arızaya bağlamış olsa da, her seferinde içimden bu son, bir daha onun için plan yapmak, biryerlere gitmek yok desem de (ne kadar boş olduğunu bile bile), bazen küçük bir çocuk olduğunu unutup ben de arızaya bağlasam da, (bu cümleyi nasıl bağlayacağımı düşünüyorum şu an), Defne için, onunla birlikte birşeyler yapmayı seviyorum.


Teoride bu işler kolay da pratikte çoğu zaman sallanıyor insan. Ben öyleyim yani. Bazen kafamda oluşturduğum kalıplara uymadığı için sinirleniyorum, bazen istemediğim şekilde davrandığı için, girişken olmadığı için, eğlenmesini istediğim zaman eğlenmediği için, sebepsizce ağladığı için vs vs. Bak o çocuk ne güzel kendi kendine oynuyor, ortamdan zevk alıyor ya benimki neden paçamda mız mız? Bunu sorgularken buluyorum kendimi, sonra da çok daha huysuz çocukları düşünüp kendimi rahatlatıyorum sözde. Tam bir saçmalıklar silsilesi. İnsan kafası karışık, huzursuz ve bunalmışken mantığını nereye bırakıyor acaba?
Neyse ki sonrasında bir başka anne yumuşak yumuşak, gülümseyerek, ben de yapıyorum aynısını bazen diye ekleyip seni rahatlatarak mantığı gözönüne çıkarıveriyor.
Keşke o annelerden yanımda yöremde çok çok pek çok olsa...

Evde anne...


Okuldan gelip yemek yemek için masaya oturduğunda sessizce "öğretmenler günün kutlu olsun anne" dedi bana. Hiç beklemiyordum. Şaşırdım, sevindim, çok sevindim hatta. Öğretmeni mi söyledi, dün gece öğretmeni için yaptığımız kart mı etkiledi bilmiyorum ama eridim bittim onu biliyorum:)

Ben de öğretmenim değil mi diye sorunca ben "evet öğretmensin ama evde annesin" diye de ekledi.
İyi ki kızıma bu fincanlarda muhallebi yapmışım. Onun için daha güzel bir teşekkür hediyesi olamazdı eminim:)

İnsanlık için küçük bizim için büyük...


Yarın Defne'nin okuldaki ilk günü...
1 hafta yarım gün gideceğinden mi, 1 yıldır bize okulu anlattırmasındaki hevesten mi, 1 yaz boyunca neredeyse hergün okulculuk oynamak istemesinden mi bilmem ama ikimizde görünürde pek rahatız.
Umarım sağ beklerken sol yemeyiz, haydi  rastgele...

Yarın okula başlayacak tüm miniklere başarılarla dolu bir eğitim hayatı diliyorum, bizimkiyle beraber...
Karşılaştıkları tüm öğretmenler sevgi dolu, tüm arkadaşlar dost canlısı olur umarım.


Bu da ilk vesikalığı, nasıl ama?

Bebek saçları...


Kestiklerinizden biraz alayım dedim kuaföre, bebek saçları onlar diye de ekledim. Komik bir cümle olduğunu farkettim aslında ama ben alıp mendilin içine koyamadan yardımcı kız süpürüverir diye korktum. Defne'nin şansına küçücük ilçede bulduğumuz kuaför abla çok sevimli ve çok ilgiliydi. Bizi hiç üzmedi, e tabi biz de onu...

Önce iki kişi birden saçlarını taradılar. Oysa biz evde taramıştık orada canını yakmasınlar diye ama gidene kadar yine karışmış. Çok saçı var, bizi oldukça zorluyor.

Biz tararken bir naz bir naz, ablalar tararken gıkı çıkmadı Defnoşun.


Tarama faslından sonra saçlar bölümlere ayrılıp tokalandı ve ucundan azıcık kesildi. Kızımın saçlarına kıyamadı kuaför abla, bıraksam 2 cm kesecekti, sanırım 3'e çıkarmıştır:)

Kestikten sonra hızını alamayıp örmek istedi. Bu arada Defne ufak tefek kıpırdanmalar dışında hiç hareket etmedi, sorun çıkarmadı. Hatta saçının ne kadar kesildiğiyle bile pek ilgilenmedi ki her fırsatta uzun saç sevdiğini söylerdi.

Eve dönünce okula başlayacağını, sabahları saçını taramakta zorlanacağımızı, okula başlamadan biraz kestirmenin iyi olacağını hatta benim de kestireceğimi anlatıyorum 1-2 haftadır Defnoşa. Hiç olmaz demedi, bu okul işine çok hevesli zaten. Okulla ilgili ne anlatsam bayıla bayıla dinliyor. Soranlara kendisi söylemeye başladı hatta. Okula başlayacağım ya ondan saçımı biraz kestireceğiz deyip durdu..


Sonuçta ortaya böyle birşey çıktı ama salık halini biz bile tam göremedik henüz.


Bu kadar uslu durmanın bir mükafatı olmalıydı elbet değil mi?


Bu arada Defne'nin saçlarına kıyamayan kuaför hanım benimkilerin yarısını cart diye kesmekte sakınca görmedi. Ne yapalım kökü bizde, uzar herhalde...

Parmak arası


"Ben de senin gibi, halam gibi parmak arası terlik istiyorum anne. Ama kırmızı olsun, çiçekli olsun tamam mı?"

Köyün pazarında aradık taradık bunu bulduk babasıyla. Giyemez sanmıştım ama parmak araları kızarsa da çıkarmıyor ayağından. Çiçekleri de var aslında. Nerede mi? Ayağının bastığı yerde. Var mı var:)

Bu arada 15 gündür hayatımızda çok çok önemli bir şey değişti. Emdiği dönemler az olmak kaydıyla, neredeyse doğduğundan beri ayakta sallanan Defne artık sallanmadan uyuyor.
1-2 aydır zaten istemediğini belli ediyordu, yatağına atlayıp böyle uyuyacağım diyordu ama zaten biberonu bıraktığımızdan beri zor uyumaya başladığından bir de sallamayı bırakmaya biz cesaret edemiyorduk.

Köye gelince yine sallaya sallaya uyutamadığımız bir gece karar aldık babasıyla. Yarından itibaren sallamaya son dedik. Defne zaten dünden razı, bir kere bile sallayın demedi. Şimdi 2 kitap seçip okuyoruz, sonra gece lambasını kapatıp odayı karartıyoruz ve yanyana yatıp uyuyoruz. Yani o uyuyor:) Uyuma süresi de aşağı yukarı aynı hatta çok yorgunsa daha da çabuk.

En korktuğum aşamalardan biri buydu. Bunu da atlattık. Şimdi tek merakım okul. Bakalım o nasıl olacak?

Bir of çeksem...


Bebekken ne güzeldi. Sakin bir bebekti Defne. Aydan aya gelişimini yazmak büyük keyifti benim için. Hep güzel şeyler oluyordu çünkü. Her bebek gibi sürekli öğreniyor, hergün bir öncekinden farklı oluyordu.

Oysa şimdi her gelen günden korkar olduk. 3 yaşla birlikte 2 yaş krizinden kurtuluruz sanırken 3 yaş beter geldi. Gün içinde sürekli kızdığımı ve hatta bağırdığımı görüyorum Defne'ye. Hadi ben neyse çok sakin bir insan değilim ama cidden her zaman sakinliğini koruyabilen babasını bile delirtiyor Defne. Kızıyoruz, üzülüyoruz. Bir anlamı da olmuyor çünkü onun eğlencesi oluyor çoğu zaman bu durum. Bize gülüyor hatta.

Dışarı çıkmamız olay. Güzel vakit geçirelim diye çıktığımız gezintileri, arabaya biner binmez başlayan mızmızlıkla beraber somurtarak başlayıp somurtarak bitiriyoruz. Bebek arabası çıktı artık hayatımızdan ama Defne'yle dışarıda yürümek adeta işkence. Elimizden tutmak istemiyor, bırakınca ise sapıtıyor. Koşturmasından geçtim sokaktaki insanları rahatsız ediyor. Dün karateee karateee diye bağırarak elini kolunu gelen geçene çarpıyordu. Tutmaya çalışınca da kendini yerlere bırakıyor.

Ne yapacağımızı gerçekten şaşırmış haldeyiz. Tanıyamadığımız bir çocuğun karşısında kendimizi tanıyamıyoruz. Ne dersek tersini yapıyor. Bugün bize "siz bilmiyorsunuz ben ağlıyorum ya aslında sizi kandırmak için yapıyorum" dedi. Hem uyanık hem saf yavrum...

37 aylık demek de komik gelmedi değil hani:)


37 ayını dolduran Defne;
Gidelim, yapalım, koşalım vs. yerine hala gidenim, koşanım, yapanım diyor. Çok seviyorum, uzun süre daha böyle der umarım
Hala ıslak değil ıklak diyor.
Tavada pişen yumurtaya dolma yumurta, tavaya kırılıp karıştırılmadan pişirilene ise yan yumurta diyor.
Bilgisayara bilkayay, teşekkür ederime tefeşşür ederim diyor.

Kitap fuarında bizden para alıp, az ilerideki standa giderek kendi başına su aldı ilk kez. Parayı uzattı ve su alabilir miyim dedi. Uzaktan izledik, çok hoşumuza gitti.

Kaykaya kay, kuskusa kus, sekseğe sek diyor. Üşengeç mi acaba?

Ayakkabıya ayakkebi, kitap hariç yazılı çizili herşeye detter (defter), parçalardan oluşan hiç alakasız şeylere sayfa diyor.

Kulaklarını çok dolu olduğunu söyleyen çocuk doktorunun yönlenirmesiyle KBB ye götürdük Defne'yi. Ben de muayene olacaktım ve korkmasın diye önce ben oturdum. Ama yanlış yapmışım. Kulağıma giren uzun uzun çubukları görünce korktu sanırım ve sıra ona geldiğinde 3 yıllık hayatında ilk kez doktor muayenesinde ağladı. Oturmak istemedi. Böyle durumlarda ne yapılır bilmiyormuşuz sanırım bize de kal geldi. Neyse ki doktor normal aletle bakalım dedi de razı oldu. Kulağını da sen bakma diyerek temizlemeye razı ettik ama mızlayıp durdu.

Yarışmaya feci halde takmış durumda şu ara. Bütün gün hadi yarışalım deyip duruyor. Halının başına geçiyoruz, 1,2,3 diye sayıp koşuyoruz odasına kadar. Yaptıramadığımız şeyler olduğunda da bakalım kim birinci yapacak, Defne ne kadar hızlı yapacak diyoruz, hemen kanıyor:) Yavrum bir de çok hızlı koştuğunu sanıyor. Oysa ki hiçbir zaman çok hareketli bir bebek olmadı. Koşmayı bile yeni yeni keşfediyor.

Hala kendi kendine oynamıyor ama bazen unutuyor kendini, bebekleriyle falan konuşuyor, bıdır bıdır anlatıyor. Sabah Diego'yu seviyordu, canım dostum, güzel dostum diye. Çok güldüm:)

Bir de hıh demeyi öğrenmiş. Çok alakasız ve komik yerlerde de kullanıyor. Kendince sinirleniyor, kollarını kavuşturup ben onu öyle hiç sevmem, hıh deyip başını çeviriyor. Bazen bize de yapıyor ciddi ciddi. İstediğini yapmadığımızda "çabuk bana verin onu, hemen diyorum hemen, hıh" diyor. Kızsam mı gülsem mi bilemiyorum. Lavaboda oynarken sabun bulaşan yüzünü yıkayınca " ne yaptığını sanıyorsun sen?" diye bir güzel ayarı verdi mesela.

Böyle böyle büyüyor be blog, en iyi sen biliyorsun...

Böyle başladı, böyle bitti...


16 ay emzirdim Defne'yi. İlk zamanlar hiç ihtiyacımız olmamıştı biberona ama hamileyken bir heves almıştım şu miniminnacık, sevimli şeyi. Sanırım bütün hamilelerin ilk aldığı eşyalardan biri kendisi. Bakıp bakıp severdim o zamanlar. Şimdi de Defne'ye oyuncak oldu, bebeklerini besliyor onunla.

Ek gıdaya geçtiğimiz dönemde su içsin, ıhlamur içsin diye bir gayret alıştırdık biberona. Oysa ki o zamanlar Defne'ye bakan bakıcı teyzesi gayet de güzel bardakla içiriyor, verdiğim bibeonu kullanmıyordu. Aklı eren, 2-2,5 yaşını geçmiş çocukları bağlandıkları alışkanlıklarından vazgeçirme süreci beni hem korkutuyor hem üzüyor. Birkaç gün de olsa zor oluyor çünkü. Bu bıraktırma işi yüzünden biberona da alıştırmamayı tercih ederdim. Emzik emmedi, biberon da kullanmayabilirdi. Zaten temizliği, BPA sı derken, en güzeli hiç kullanmayıp kafanın rahat olması belki.

1 yaşına kadar, belki daha sonra da çok bağımlı olmadı biberona. Ama emzirmeyi bırakıp süte başladıktan sonra çok alıştı. Koca çocuğu biberon sevdalısı yaptık resmen. Ihlamurunu, pekmezli suyunu, sütünü, herşeyi biberonda istiyordu. Kolay geliyordu tabi. Gün içinde neyse de uykuya geçerken içmesi beni çok düşündürüyordu. Hem dişlerin temizliği, hem uyku yardımcısı olduğundan bıraktırmanın zorluğu vs vs. Birkaç kere deneyip sonuç da alamayınca iyice korktum. Doğumgününden birkaç gün sonra, çok fazla yoğurt yemesini bahane edip uyurken vermedim. Aslında hata ettim, önceden hazırlamam, yerine birşeyler koymam gerekliydi belki. Düşünemedim. O gün ağladı biraz. Biraz da anneannesinin varlığından yüz buldu. Onu odadan gönderince susuverdi. Bana süt getir, hemen getir demesi hala kulaklarımda:( Ondan sonraki günler bardakla ve pipetle içip yatışa geçti. Bir de yanımıza su alıp ağzını çalkalayıp bir bardağa tükürmesine izin veriyoruz, bunu çok seviyor. Ama genel olarak çok fazla süt talep etmiyor. Çoğu geceler içmeden uyuyor. Bu da hem gece işemesi hem de sütle ilgili hergün duyduğum olumsuz şeyler yüzünden benim işime geliyor.

Son içtiği biberon da fotoğraftaki büyük abi:)) Hepsini anı kutusunda saklayacağım.

3 yaşına 1 hafta kala gece bezini de tamamen bıraktı. Daha önce defalarca deneyip, hep geri dönmüştük. Bir de söz konusu çocuk olunca belli bir süre geçmeden emin olmamak gerektiğini bilmezmiş gibi her seferinde yazdım buraya. Ama bu sefer kesin oldu bu iş. 1 aya yaklaştı ve sadece 2 kaza var. O kadar da olacak artık.

Gerçekten büyüyor...

Not: Bir önceki postun yorumlarına uzun uzun cevap yazdım az önce ama yayınla dememle blogger yardım sayfasında buldum kendimi. Yorum yazamıyorum, yazdıklarım da boşa gitti, çok üzgünüm. Yorumların her biri çok değerli benim için. Nolur kusura bakmayın:(

Üç

Günler ne kadar büyüdüğüne inanamamakla geçiyor. Kendisine bakarken değil belki ama resimlerine bakarken daha çok hissediyorum bunu. Burada da sık sık yazıldığı gibi gerçekten okul zamanı gelmiş bir çocuk gibi görünüyor resimlerde. Biraz da boylu poslu olunca bebek hali hiç kalmamış gibi. Ama yüzü, yanakları, kolları, bileklerinin boğumları, parmakları hala bebek benim kızımın. Artık 3 olsa da bebek sanki. 3 bir dönemeç ya hani, 3+ olduk ya biz, uzun süredir oynadığımız oyuncaklarla oynamamız artık legalleşti ya, o bile çok ilginç geliyor şimdi bana.

Geçen seneki yazımda anlatmıştım hislerimi, değişmedi ki. Zaman geçtikçe çoğalıyor, büyüyor, daha da anlam kazanıyor sevgi. Ama hep yerinde, sapasağlam duruyor.

Canım kızım, iyi ki varsın. Seni çok seviyoruz bebeğim, minik kelebeğim, meleğim, boncuğum, mavişim, annesinin bir tanesi, canımın taaa içi...


Partiye de çok az kaldı, heyecan dorukta.
Bu 1'di
Bu da 2

36. ayında Defne


1 yaşında başlamıştım blog tutmaya. 2 yaşına kadar sektirmeden her ay yazdım neler yaptığını. 2 yaştan sonra ise zor gelmeye başladı. Gelişimi çok daha hızlı ve geneldi çünkü. Tek tek söylediği kelimeleri yazmak kadar kolay değildi. Ama 3 yaşına girmesine 9 gün kala neler yaptığını neler sevdiğini yazmak istiyorum. Becerebildiğim kadarıyla. Benim yazabildiklerim onun yapabildiklerinin yanında çok zayıf kalıyor çünkü.

Bu aralar kendisine kısaca dengesiz demek istiyorum. Babası gitmesin diye ağlıyor önce. Gittikten sonra ben babamı istiyorum, canım babam, ben babamı çok özledim diye ağlıyor. (ne babaya ne bana çok düşkün oysa, yeni çıktı bunlar) Baba geldikten sonra da git, gelme, seni istemiyorum diye diye kovuyor.

Komşumuzun kızı Azra'yı çok seviyordu. Hem kendisi gidiyordu hem Azra bize gelsin istiyordu. 1 haftadır işler değişti. Kendisi yine gidiyor ama Azra bize gelince gelmesin, istemiyorum diye ağlıyor. O ağlayınca Azra korkup gitmek istiyor. Dün elinden tutup evine götürdü Azra'yı. Azra vazgeçti bize geri gelmek istedi. Gelsin dedim, gelmesin ben yemek yiyeceğim, çok acıktım dedi. O sırada Azra'yı kapıdan kendi evine doğru itekliyordu. Eve gelince de kapının altını üstünü kilitletti bana Azra gelmesin diye!!

Çizgi film izlemeye başladı yavaş yavaş. Biz de izin veriyoruz kısa süreler. En sevdikleri Chuggington yani çufçuflar ve Kahverengi Ayıcık. Dün babasıyla İnek Otis'i izlediler. İlk kez gördü ama ben otisi çok seviyorum deyip durdu izlerken.

Bu aralar en sevdiği kelime "evet". Onaylama cevapları hep evetli. Çok komik oluyor ama. Meyve suyu ister misin Defne? Evet. İsterim evet diyor. İstemediği şeylerde de hayır diyor. Defne kullandıkça farkediyorum aslında evet ve hayırı fazla kullanmadığımızı. İstiyorum ya da istemiyorum demez miyiz genelde?

İstemediği birşey yapmaya çalıştığımız zaman, yapamazsııın, hayır, yapamazsııın diyor dramatik bir şekilde.

Paçamızdan ayrılmıyor. Kendi kendine 5 dakika oynamıyor. Yanından ayrıldığımızda peşimizden geliyor, huysuz bir anındaysa olduğu yerden bağırıp ağlıyor var gücüyle. Beni neden yalnız bıraktııın diyor bir de içli içli.

Karanlıktan, yalnızlıktan korkmuyor. Köpeklerden korkuyor sadece. Bizi yiyeceklerini sanırıyor. Arının bile bizi yiyeceğini sanıyor hatta.

Çöp arabalarını çok ama çok seviyor. Seslarini uzaktan tanıyor. Başka birşeyle meşgulse bile mutlaka duyup pencereye koşuyor.

Simitçiye bağımlı. Sıcakçıııı (evet simitçimiz böyle bağırıyor) diyen sesi duyduğu an telaşlı ve bağımlı bir şekilde şimitçi geldi, alalım alalım diye evin içinde koşturmaya başlıyor. Biraz yavaş davranırsak gidiyor, kaçıyor diye ağlamaya başlıyor. Oysa ki simitçi biz çıkana kadar bekliyor balkonun altında. Bulmuş hergün alan evi, satmadan gider mi? Neredeyse hergün alınıyor mecburen.

Elbise ve etek giymeyi çok seviyor. Dans edeceği zaman oynama kıyafeti diye hangisini eline geçirdiyse pijamasının üstüne giyip geliyor.

Odasını, oyuncaklarını, kitaplarını hala toplamıyor.

Oynamayı sevdiği pek birşey yok gibi. Mutfakta zaman geçirmeyi, orada birşeyler yapmayı, suyla oynamayı, bulaşık yıkamayı seviyor.

Dün benden yumurcak birşeyler istedi. (yoğuracak birşeyler) Bir kaba su koyup, biraz un serptik. 1 saat mini el mikseriyle çırptı onu. Yavaş yavaş su ekledi, çırptı durdu. Arada tadına baktı, çirkin olmuş deyip biraz daha su ekledi. Bu tip işlerden çok ama çok zevk alıyor.

3 tekerlekli, arkadan ittirgeçli bir bisikleti var. Kış geldiğinden beri bodrumdaydı. Geçenlerde çıkardık. 1-2 denemeden sonra kendi başına, pedalları çevirerek ilerlemeyi başardı. Yedek tekerlekli, 2 tekerleği olan bir bisiklet gördü girdiğimiz beyaz eşya dükkanında. Spidermanli:) Bindi üstüne, indiremedik. Alalım bunu demeyi de bilemedi, ben bunu çok sevdim, çok beğendim deyip durdu.

Çok nadirdir kustuğu ama kusunca çok bozuluyor. Geçen gün azıcık çıkardı. Neden kustum ben, niye kustum şimdi ben diye bir müddet ağladı.

Hala ayakta sallanarak uyuyor. Mutlaka biberonda süt de istiyor. Bir de kitap okutturuyor. Hangi birini bıraktıracağız ben de bilemiyorum. 3 yaşına kadar halledebilmiş olmayı dilemiştim ama olmadı. Ne yapalım sağlık olsun.

Yazdıkça aklıma geliyor ama yeterince uzun oldu zaten. Bir başka büyüme postuna artık...
Doğumgününe de çok az kaldı. Yine cici birşeyler olacak. Çıktılar alındı ama kes yapıştır başlamadı. Başlasam iyi olacak artık.

3'e 1 Kala


Özledik... Hem burasını hem okuduklarımızı... Bu sefer gerçekten geldik umarım.
Günler geçiyor bu arada. 3 yaşa 1 ay kaldı. 3 yaştan büyük şeyler bekliyorum sanki. Birden çocuk oluverecek gibi geliyor. Ama olmasın da hemen diyorum, bebek ya o daha. Azıcık daha bebek kalsın istiyorum. Karışık işte. Hazırlıklara da başlamak lazım. Teoride birçok şey hazır, pratikte??

Babaanne, dede var bu arada evde. Parmağında oynatıyor ikisini Defne. Bizim aramızsa pek iyi. Anne yapsın, anne getirsin, yanıma anne otursun, annem gitmesin. Ne güzelmiş böylesi...

Çok ama çok huysuz olduğu zamanlar da geçti sanırım, gece pencere önü nöbetleri de bitti. Gece bezini de bıraktık bu arada. Ona da çok sevindik. Ne zamandır kuru kalkıyordu, rahatsız da olmaya başlamıştı, çekiştirip duruyordu. O da kurtuldu biz de.

Azramız var bir de bu aralar. Karşı komşumuzun kızı. Daha önce iletişimleri yoktu pek. 1 yaş küçük bizimkinden, ancak arkadaşlık etmeye başlayabildiler. Bir akşam kapıda karşılaştığımızda, Azra'nın babasının Defne'yi çağırmasıyla başladı herşey. Şimdi bir Defne orda, bir Azra bizde. Arkadaşı olmadığına üzülüyordum en çok. Şimdi terliklerini giyip karşıdaki kapının ziline basmasını izliyorum. Çok tatlı...

Bizden böyle işte bu aralar...


Pencere önü çiçeği (*)


Yeni bir alışkanlık peyda oldu, hay olmaz olaydı. Ağzıma acı biberler sürseydim de gece uyanıyor, yanına yatıyoruz 2 saat uyumuyor demeseydim. Daha kötüsü de varmış meğer.
3-4 gecedir farklı saatlerde uyanıyor Defne. 1-3-5 değişiyor. Odasından anneee diye seslendiğini duyup bir koşu gidiyorum ki görünürlerde çocuk falan yok. Sonradan anlıyorum hem perdenin hem storun altına girip dışarıyı izlediğini, oradan bize bağırdığını. Mümkün değil yatmayı kabul ettiremiyoruz. İlk gece köpekleri bekledi. Kar yağdığından beri de karı izliyor. Çişi geliyor, onu bile lazımlığı taşıtmak suretiyle camın önünde yapıyor. 2 saatin sonunda uykuya dayanamayıp yatmayı kabul ediyor. Ama en fenası bu sabahki gibi 5 buçukta uyanması. 2 saat dolana kadar güneş doğmuş oluyor ve sabah olduğu için tekrar yatmıyor. Bu günle beraber bunu da 2 kez yaşamış olduk. Ben artık onun uykusunu alamamasını geçtim kendimi düşünüyorum. Günlerdir uykusuzum. Sanırım onu etkilemiyor ki 5 buçukta kalktığı halde öğlen uyumadığı gibi akşam da her zamankinde geç yatıyor.

O da ayrı bir hikaye tabi. Artık bu numaraları da yutmuyor maalesef. Bir türlü yatmaya ikna edemiyoruz. Saati geçince ve gece de uyumadıysa huysuzuk da tavan yapıyor. Uykusu geldikçe huysuzlaşıyor, huysuzlaştıkça yatmamak için direniyor.

3 yaş öncesi herşey çok ama çok zorlaştı, anlayamıyorum.

(*) Pencere önü çiçeği
Related Posts with Thumbnails