Çocuklarda Sanat Eğitimi


Yaklaşık 1 ayı geçkin süredir elimde olan ve ara ara okuduğum bu kitabı bitirdim sonunda. Yazar Susan Striker bir resim öğretmeni ve kitapta resim, çizim, boyama ağırlıklı olmakla beraber, heykel, baskı, fotoğraf gibi farklı alanlara da değinmeyi ihmal etmemiş.

Kitabı bir resim öğretmeni hazırladığı için resim, boyama, çizim çalışmalarını, evde yapılabilecek düzenlemeleri biraz abartmış tabi. Anlattığı gibi atölye kurmak, bu kadar planlı ve bol malzemeli çalışmalar yapmak çok fazla mümkün olmasa da çocuğa ve çalışmalarına yaklaşım ve yönlendirme konusunda verdiği genel bilgiler oldukça yararlı.

Beni en çok ilgilendiren kısımları, ilk çizim çalışmalarının karalamalar olması ve bu dönemin yıllar sürebileceği oldu mesela. Karalamalar ileride yazmaya geçişin de ilk adımıymış. Bizim çocuklarımız da artık el yazısıyla yazacaklarından bol bol karalama yaptırmakta fayda olabilir. Karalama döneminde çocuğa gerçek şekiller çizip göstermenin, onun çizdiklerini de “ne güzel, bak güneşe benzemiş, vs” diyerek gerçek nesnelere benzetmenin doğru olmadığını ve yaratıcılığa ket vurduğunu açıklamış.

Karalamalara da tek renkle başlanmalı ve çocuk bu renkle uzun süre çalışıp sıkılmaya başladığında farklı bir renge geçilmeliymiş. Çocuklar uzun süre sıkılmadan aynı renkle karalama yapabilirlermiş. Verilmesi gereken ilk renk de siyah ve sonrasında beyazmış.(siyah kağıdın üzerine çalışma) Ardından kırmızıya geçebilirsiniz diyor Susan. Çok fazla renk kullanmanın küçük çocuklar için bir anlamı olmadığını, bir kalemden diğerine geçerken dikkatinin ve konsantrasyonunun dağılabileceğini de ekliyor.

İlgimi çeken bir başka nokta da boyama kitaplarına karşı olması. Hazır resimleri boyamanın yaratıcılığa hiçbir katkısı olmadığını ifade etmiş. Bana da mantıklı geldi aslında. Bir de çocuğun çizimleri “aa, çok güzel olmuş” şeklinde değerlendirilmekten öte, “yan yana iki çizgi çizmişsin, çok düzgün olmuş, bak burada boyayı bastırınca koyu bir renk elde etmişsin, vs.” gibi ayrıntılı bir şekilde yorumlanmalıymış, bu şekilde sözcük hazinesinin gelişmesine de katkıda bulunabilirmişiz.

Yazdan Kalma


Yazın çekilmiş bu fotoğraf, halası çekmiş olabilir, yeni geçti elime...
Ne yazsam bilemiyorum pek bu aralar, bir video eklemek istedim, vimeo ya yükledim, buraya yapıştıramıyorum.
Ben de maviş küçük bir prenses ekleyeyim dedim...

Koloni

Grange'ı çok severim. Bütün kitaplarını okudum ama yeni kitabından habersizdim. Sağolsun Kiraz yazmış da haberimiz oldu. Hatta görsellerde resmi ararken bir baktım onun blogu google da:))
Neyse kitabı bir solukta bitirdim diğer kitaplarında olduğu gibi. Grange tarzını değiştirmemiş, seri cinayetler ve adım adım cinayetlerin çözülmesi üzerine kurulu kitap. Bu tarzı sevenler için oldukça ilgi çekici, roman olarak da gayet iyi bence. Oldukça ilginç başka olaylar da var arka planda, yazmayayım şimdi buraya.
Yalnız merak ettiğim birşey var, birgün Grange'ı görürsem sorayım diyorum:)) Bu kadar ayrıntılı sokak, mahalle, kapı nosu gibi tariflere adreslere ne gerek var anlayamıyorum. İki sayfada bir paris sokaklarını tarif ediyor, o kadar ayrıntılı ki gitsem bulurum heralde. Okurken can sıkıcı oluyor ama, zaten isimleri de okuyamadığımdan geçiveriyorum ben de.
Onun dışında sorun yok, kitap gayet başarılı.

Bunlar da diğer kitapları, hepsini de severek okumuştum.


Defne'nin Masası


Merak eden arkadaşlarımız için masamızı ekleyelim. Gerçi bütün blog bebelerinde aynı masadan var sanırım, birçok blogda gördüm ben de.
Masayı ikeadan aldık, biz aldığımızda 36 liraydı, son gittiğimde 45 olmuş. Montajı falan acayip kolay, çabucak kurduk. Defne de çok sevdi, gidip oturuyor, iş yapar gibi birşeyler yapıyor masasında. İki sandalyesi olması da çok güzel, bir arkadaşı geldiğinde beraberce oynarlar diye hayal kuruyorum.

Oradan Buradan

Yeni eğitim öğretim yılı herkese hayırlı uğurlu olsun. Dedik demesine ama daha ilk günden uğursuzluk başladı sanki. Yeni okul, yeni öğrenciler, yeni iş arkadaşları ve tüm bunlara alışma devresi yetmezmiş gibi okul tam bir kaos içinde. Sistemdeki hatadan mütevellit program bir türlü yapılamıyor, tam yapıldı derken açılan yeni bir sınıfla alt üst oluyor vs vs. Program olmayınca dersler başlayamıyor, yoklama alınamıyor, dolayısıyla okulda öğrenci falan kalmıyor 2 gündür. Bizler de öğleden sonraya kadar okulda takılıp eve geliyoruz.

Benim programla işim yok tabi ama okul böyle bir karmaşada olunca ben de hiçbir şey yapamadım. Bir odacağızım var ama sadece o kadar. Masa, sandalye, 1 dolap. Al sana rehberlik servisi. Okul biraz düzene girsin müdürün başına ekşirim, bilgisayar, internet bağlantısı, ek kitaplık isterim diye.

Evdeki eşyalarımı da okula taşıyamadım, 3 koli var çünkü ve araba yok. Nerde? Serviste. Neden? Çünkü bayramın son günü, eve varmamıza 10 dk kalmışken, 19 yaşında bir hanım kızımız bize arkadan itinayla bir güzel geçirdi. Tampon falan sizlere ömür. Neyse ki kimseye birşey olmadı, Defne zaten koltuğunda bağlıydı, pek farketmedi bile. Yalnız hanım kızımız pek korktu, eli ayağı titredi, ağlayıp durdu, biz de birşey demedik, zaten olan oldu ne denir ki?
Hemen babası, amcası falan geldiler, kaza raporu tutuldu. En kötüsü bu işler yüzünden eve erken gelecekken 9'a doğru eve girebildik, şimdi de şehre uzak bu yerde yaya kaldık.
Neyse, sağlık olsun ne yapalım...

Defne'ye annem bakmaya başladı o yüzden içim rahat, Defne de halinden memnun. Bu aralar odasından çıkmak istemiyor, bütün oyuncağı, ıvır zıvırı, kitapları, puzzleları falan odada. Aslında 3 katlı raf almıştık ama yanlışlıkla dar olanı aldığımız için kurmadık, değiştireceğiz, yine de herşeyi ulaşabileceği şekilde yerlere ve masasına sıraladım. İstediği anda istediğini alıp oynayabilmekten çok memnun sanırım, sürekli odasında takılıyor. Oyuncak sepeti kullanmak bu açıdan doğru bulunmuyor olsa gerek. İçinde ne olduğunu göremediği için çocuk oyuncaklarıyla oynayamıyor tabi. Ondan sonra da anneler söyleniyor, o kadar oyuncağı var oynamıyor diye.

Konuyu dağıttım biraz, neyse, son günlerde halimiz böyle...

Anne Oyuncak Yaptı! / B.E.Ö. Kağıt

Arada derede, bu telaşede defneye 3 oyuncak daha yaptım. Zevk almasam asla yapamam sanırım ama böyle işlerle uğraşmak gerçekten hoşuma gidiyor. Yemek falan yapmayayım, bunları yapayım ben:)
Evdeki büyüklü küçüklü iki kutudan imal ettiğimiz süreklilik kutusu. Kocaya teşekkürler, o da bayağı uğraştı bununla. Çekmeceye düşen topun ön tarafa gelmesi için içeriye hafif bir eğim vermek gerekiyor. Defne topu delikten atıyor, çekmeceyi açıp topu alıyor, tekrar atmadan çekmeceyi kapatıyor.
Aslında bu oyuncağı ilk önce 1,5 litrelik pet şişeden yapmıştım. Pet şişenin boşken yerde sağlam durmadığını, Defne mandalları atarken devrildiğini görünce aklıma hala yarıya kadar dolu olan dalin yumuşatıcı şişesi geldi. Beklemek istemediğimden şişedeki yumuşatıcıyı başka bir şişeye boşalttım, kestim biçtim bu hale getirdim. Delikten elini sokarken eli acımasın diye kenarları birkaç kat bantladım. Dalin şişesinin ağzı çok geniş olduğu ve mandalı oradan atmanın fazlaca basit olduğunu düşündüğüm içinde bir önceki pet şişenin ağzını kesip oraya koli bantıyla monte ettim. Oyuncağı yapma aşaması, yumuşatıcıyı temizlemeye ve şişenin dışındaki kağıtları yok etmeye çalışmaktan çok daha kolaydı. Not: Orijinal fikrim olmayıp yabancı bir blogdan çalıntıdır.

Bu basit puzzzle ı da blogların birinde gördüm ama hangisiydi hatırlayamıyorum yine. Evdeki kalınca bir kartonu elma şeklinde kesip üzerine kırmızı kağıt yapıştırdım ve yapışkanlı asetatla kaplayıp üç parçaya ayırdım. Karmaşık puzzlelardan önce bunula alıştırma yapsın Defnoş.

Defne 17 Aylık

Yaşanan teknik aksaklıklar ve bayram tatili nedeniyle geciken yazımızı yayınlıyoruz sonunda.

18’e bir adım kaldı. Merakla bekliyorum Defne’nin 18 aylık olmasını.1,5 yaşına gelince çok değişecek, çok farklı olacak diyorlar hep, bu dönemleri yaşayan anneler. Bakalım biz neler yaşayacağız bu dönemeçte.
17. aydaki en önemli gelişme sanırım emmeyi bırakmasıydı. İlk birkaç gün uykuya geçmekte zorlansa da çabuk alıştı memesiz hayata Defne. 1 hafta içinde tamamen unuttu, ne meme sordu ne emmek istedi ne aç diye saldırdı. İkimiz için de çok zorlayıcı olmadı.
Ama memeyi bıraktıktan sonra uykuya dalması iyice zorlaştı. Uykusu olsa da tam olarak dalması oldukça uzun bir zaman alıyor. Ağlamıyor, kalkmak istemiyor ama uyumuyor bir türlü. Hala ayağımda sallıyorum, bir ara yatır kaldır metodunu denemeye çalıştım ama sökmedi. 2 saat uğraştık, yatırdık kaldırdık, sonlara doğru ağlamayı abartıp öğle uykusundan uyandığı saat gelmesine rağmen hala uyumayınca ve benim sinirlerim ve ruh sağlığım da bu zor süreci kaldıramayınca vazgeçtim. Sonraki 2 gün bile vicdan azabı duydum, çocuğun uykusuna engel oldum diye.
Dil gelişimi ise aynı hızda devam ediyor. Bir sürü yeni kelime öğrendi bu ay da. Ama kelimelerin çokluğundan ziyade hepsini yerli yerinde doğru zamanlarda kullanması sevindirici bizim için ayrıca da çok eğlenceli. Çok komik ve sevimli konuşuyor, bütün gün bıdır bıdır bir şeyler anlatıyor bize.
Kendine ait bir şey (genellikle yiyecek) gördüğünde elini göğsüne vura vura benim benim demeyi öğrenmiş. Nereye gidiyoruz deyince atta veya eve diyor, arkasından ne aldık diye soruyorum, verdiği tek cevap var. Emmek (ekmek) 1-2 ay öncesine kadar sadece kahvaltıda yediği ekmeği hiç umursamazdı, daha küçükken kemirsin diye eline verdiğimde bile iğrenç bir şey tutarmış gibi iki parmağıyla tutar, ağzına kesinlikle götürmezdi. Oysa bu aralar ekmeğe tam anlamıyla aşık sanki. Sokakta gördüğü insanların bile uzaktan torbalarına bakıp ekmek ekmek diye bağırıyor. Yine de çok yemiyor, tipini mi seviyor nedir?
Süt hala içmiyor ama yoğurt ve azıcık da olsa peynir yemeye başladı. Çorbaları çok seviyor, çokça yiyor. Ocakta tencere gördüğü anda vavva vavva diyerek çorba istiyor bizden.
Reçel, bal ve pekmezin üçüne de kısaca bay (bal) diyor, severek yiyor, zaten tatlıyla arası çok iyi ama hala şeker, çikolata vs. yemiyor. (vermiyoruz versek bayıla bayıla yer eminim)
Aradığı bir şeyi bulunca buldum diyerek seviniyor. Çamaşır katlarken kime ait olduklarını soruyoruz, genellikle doğru biliyor. Anneannesininkileri de tanıyor.
1 tekil zamirini artık çok doğru kullanıyor. Attım, geldim, gördüm, buldum vs.
Üstüne basa basa annemmm diyor, bayılıyorum böyle demesine.
Bu arada acayip telaşlı halleri var. Sofra kurarken yanımıza gelip koy koy, ver ver, aç, yap, ye ye, iç diyerek iki ayağımı bir pabuca sokuyor, nereye yetişeceğiz anlamadım, çok telaşlı.
Tv de maç gördüğünde goool diyor. Geçen gün de düştü düştü diyordu, bir baktım futbolcu yerde yatıyor, kim düştü kızım dediğimde abi diye cevap verdi bana. Karşılıklı soru cevap konusunda oldukça iyi, sohbet eder gibiyiz. Tek kelimelik de olsaJ
Ellerini yıkamayı çok seviyor, ufacık bir şey bulaştığında eline, bize gösterip öğee öğee bıcı bıcı diyerek yıkamamızı istiyor.
Bultaklarını hatasız yapıyor artık. Aslında 1 aydır falan pek oynamıyordu, geçen gün aldı eline ve hepsini doğru yerlerine attı. Bazen inadına şımararak yanlış yere sokmaya çalışıyor, sonra hayır diyerek tekrar doğru deliğe atıp benim gibi evet diyor.
Bebeklerini çok seviyor, neni huu hu diyerek onları uyutuyor, minik bebek arabasıyla gezdiriyor. Babası da tam kız çocuğu oldu bu diyor, beraber top oynama, maça gitme planları varmış meğer, onları da sever belki belli mi olur.
Herkese her şeye karışıyor bu aralar. Ye, iç, otur, kalk, giy. Emir üstüne emir yağdırıyor. Balkonda oturan ağabeylere bile abi, otu, iç diyordu geçen akşam.
Kulelerinin parçalarını sırayla verince , sonuna kadar düşürmeden üst üste dizebiliyor artık. Hatta dün parçaları eline almış üttütte diyordu. Başta anlamadım, üst üste diyormuş meğer bizimki. Eşleştirme yapmaya da başladı yavaş yavaş. Bultakların parçalarıyla denedik ilk olarak. 3-4 tanenin içinden elindekiyle aynı olan şekli bulabiliyor.
Bitti ve var kavramlarını da biz farkına varmadan öğrenmiş. Yemeği, suyu, ıhlamuru vs. bitince ben hep bitti derdim, sonra Defne de öğrendi, biten her şeyden sonra kullanmaya başladı. Sonraları daha bitmeden demeye başlayınca düzelttim bende. Bitmedi bak var daha diye. Geçen gün dolu ve boş çay bardakları tepside yanımda duruyordu. Geldi boşu gösterip bitti, doluyu gösterip var dedi. Çok şaşırdım bu kadar yerli yerinde kullanmasına. Bir de tesadüf mü bilmiyorum ama eline aldığı iki biberonu birbirine vurup iki iki dedi. Bir iki diye ikiye kadar sayabiliyor zaten, sayma işini kavrayıp kavramadığını anlayamadım, ezberlemiş de olabilir biz sayarken, arkamızdan tekrar ediyor çünkü.
İstediği şeyleri çok güzel ifade edebiliyor. Uykusu gelince nenen muy diyor, acıkınca mama istiyor, susayınca du diyor, masadaki yemekler arasından istediğini işaret ediyor, adını bildiklerini söylüyor. (ayran, çorba gibi)
Kendinde veya başkasında yara gördüğünde ise hemen gelip uff uff acı acı diyor. Aradığımız bir şey görünür biryerdeyse eliyle işaret ederek burdaa diye bağırmaya başladı, son birkaç gündür de.
Bu ay öğrendiği yeni kelimelerse şunlar:
Gagak: sıcak
Koğuk: Soğuk
Papu: Karpuz, kavun
Yay: Çay
Muy: Muz (z yerine y kullanıyor hep)
Oynoo: Oyna
Çatak: Çatal
Kakık: Kaşık
Papap: Kitap
Tidi: kedi
Ümüm: Üzüm
Bebik: Sinek (görünce git git diye kovalıyor)
Ikık: Işık (Karanlık bir odaya girdiğimizde ıkık aç diyerek ışığı açtırıyor bana)

Defne Gezmelerde

İnternete kavuşunca suyunu çıkarmak bu olsa gerek, "Bebeğime ne aldım, ne alsam" da dahil bir günde 4 post. Biri beni durdursun:)

"Hmm, gezmeye nerden başlasam acaba?"

Sanırım bir anaokulu burada tanıtım etkinliği düzenlemiş, kaçırmışız maalesef. Defne çitlere, renkli masalara pek bir baktı ama ortam kalabalık olunca çekiniyor biraz, katılabilir miydi, bilemiyorum. Göbek de önden gidiyor bu arada...

"Biraz da sihirbazlık gösterisi izleyelim, laf aramızda pek de eğlenceli değil."
Biz de biraz izleyip kalktık zaten, hakkaten pek bir numara yoktu.

"Kahve molası. Ben ne içeceğim? Burada ayran da yoktur!"
Defne yemek veya birşeyler içmek için gittiğimiz yerlerde oturur oturmaz ayran ayran diye bağırmaya başlar, bir bardak ayranı pipetle içer, sonuna kadar. Bitince de pek üzülür.
Burada ayran içemedi ama tatlı yedi biraz.

"Yaşasın, bisikletim oldu."
Uzun zamandır aradığım bisikleti buldum sonunda. Yaz da bitti sayılır ama olsun. Arkadan kontrollü bisikletler hep cafcaflı, tenteli, cırtlak renkli, bana çok sevimsiz ve rüküş geliyorlardı. Parkta bir çocukta görmüştüm, klasik eski tip, plastik bir bisiklet. Önde kornası, arkada sepeti vardı, hem de kontrollü. Bugün aynısını bulduk, Defne daha dükkanda binmeye başladı, gezerken kornasını sökmek zorunda kaldık, çünkü çalmayı abarttı.
Pedallara henüz yetişemiyor, ayak koyma yerleri var, oralara basıp ayağa kalkıp ellerini bırakarak akrobasi bile yaptı.


İlk Kuru Kaşıklama

Defne geçen hafta ilk kez kuru kaşıklama çalışması yaptı. Pazarda gördüğüm ahşap kaşığı sırf bu iş için almıştım. Çok da iyi etmişim çünkü mercimekler metal kaşıktaki gibi üzerinden kayıp gitmedi. Anneanneden yürüttüğümüz açık pembe örtü de etkinliklerimizde çok işimize yarayacak, bunu anladım.
Defne bir kaptan diğerine çok güzel aktardı mercimekleri, hiç dökmeden taşıdığı kaşıklar bile oldu, ağzına da hiç götürmedi.

Bir süre sonra cıvımaya başladı tabii, bunun olmasını beklyordum ama gerçekten resimden sonra daha da dağıttı, kaseleri boşalttı, zor aldım önünden ama olsun ikimizin de hoşuna gitti bu çalışma, tekrarlayacağız en yakın zamanda.

Geri Döndüm

Döndüm ama ne yapacağımı şaşırmış durumdayım. Mailleri mi okusam, takip ettiğim blogları mı okuyup yorum yapsam, bloga yazacak o kadar çok şey birikti ki, zaman da az Defne uyandı bile. İnternetsizlik de iyiymiş be, kafası rahat oluyor insanın, açtık bu blogu, 2 gün yazmasam eksiklik hissediyorum, tuhaf duygular içine giriyorum, blog yokken rahatmışım da haberim yokmuş:)

Çok ara verince insan nerden başlayacağını da bilemiyor.

Çarşamba geldik evimize, güzelce yerleştik, doğalgaz hemen açıldı sorun çıkmadı.
Gelgelelim bu telefon ve net bağlantısı bizi sinir ve hatta uyuz etti tam anlamıyla. Telefon yanlış bağlandığı için sürekli başkalarını arayan telefonlara cevap vermek durumunda kaldık ve hatanın bulunup düzeltilmesi günler aldı. Telefon açılınca internete de başvurmuş olduğumuz için hemen açılacağını ummuştuk, ne iyimsermişiz. Onda da ne olduğunu anlayamadığım anlamak da istemediğim bir hata olmuş efendim. Koskoca telekom bi bağlayamadı netimizi. Aramadığımız yer kalmadı. En son bu sabah kapıya geldiler ve netimiz çalıştı, çok şükür.

Bu süre zarfında evimize alıştık, eski evden güzel ve kullanışlı olduğu için zor olmadı. Evimize çok yakın bir de park var, bu çok iyi oldu gerçekten. Sıkıldıkça parka gittik Defneyle. Çok fazla park tecrübemiz olmadığından ben parktaki çocukları biraz garipsedim açıkçası. 6. sınıfa gittiklerini öğrendiğim bir grup var, kızlı erkekli bir grup ve yaşlarına hiç de uygun olmayan muhabbetler içindeler. Sevgililik, öpüşme, cinsellik, küfürler vs. Ve çok vahşi, bağıra çağıra oynuyorlar. Defne için olumsuz örnek olmalarından tedirginim açıkçası.

Bu arada İkeaya tekrar gittik, Defne'ye bir sürü ıvır zıvır aldık, odasına da Billy raf almıştık ama yanlış almışız, dar olanını alıp getirmişiz, çok canım sıkıldı, mecburen tekrar gideceğiz, değiştirmeye. Bu arada Meydan'daki Rea'in içinde küçücük bir ahşap oyuncakçı var. Emine senin dediğin o muydu? Çok güzel oyuncaklar var, fiyatları da uygun, Defne'ye aldım birşeyler, hepsini ekleyeceğim burayada ama bakalım ne zaman?

Bir Süreliğine Ara

Yarın evimize geçiyoruz. Telefon yok, net de olmayacak, ne zaman bağlanır bilemeyeceğim, kocaya kalmış artık ama çok dayanamaz sanırım.
Belki doğalgaz açılmaz, sorun çıkar geri geliriz. (umarım öyle birşey olmaz)
Bu süre zarfında blogumu çok özleyeceğim:((( Sevdiğim blogları ve blog arkadaşlarımı da tabii.
En yakın zamanda görüşmek üzere...

2 Ahşap Oyuncak Daha

Takçakı aslında alalı oldukça uzun zaman oldu ama o dönemler Defne için henüz uygun değildi, şimdi çıkardım ortaya. Bütün gücüyle vurup çakmaya çalışıyor, ama sürekli oynamıyor genelde de eliyle sokup çıkarmak istiyor şimdilik.
Parça bütün kavramını gösteren, çok güzel bir oyuncak bence. Ama bunu algılayabilmesine biraz daha zaman var sanırım.
Bu oyuncakları çok sevdiğim Yelken Oyuncak sitesinden aldım. piyasada bulamadığım birçok oyuncağı çok uygun fiyata satıyorlar, üstelik bir de 9 taksit yapıyorlar.
Oyuncakları zararsız boyayla boyuyorlarmış, aslında montessori materyallerini de çok rahat yapabilirler bence. Bu konuyla ilgili bir mail mi atsam acaba?

Karışık İşler Karışık Kafa

Yazacak çok şey var aslında ama toparlayamıyorum, bir sürü şey var kafamda, hangisini düşüneyim şaşırdım. Dün evi yerleştirmeye devam ettik, 2 aydır yerleştiremedik, ne tembeliz.
Temmuz başı benim tayinimin çıkmasıyla İzmit'e taşındık, isteyerek geldik, zaten 5 sene önce burdan mecburen Kastamonu'ya gitmiştik, mecburi hizmetmiş, yapak lazımmış. Devlet baba gidile diye buyurdu, topladık tası tarağı, düştük İnebolu yollarına.

Hiç ümidim yoktu, kalırız artık oralarda derken bir baktım çıkıvermiş tayin, kocamınki çıkmadı tabi, eş durumu tayinini bekledik, ağustos sonu onu da yanıma alıverdim:))
Bu süre zarfında biraz Defne'nin babaannesinde köyde, biraz anneannede Karamürselde takıldık. (Biraz mı, 2 ay olmuş yuhh) Sanırım rahat geldi, sabah erken kalkan, Defne'yle ilgilenmek için ölüp biten büyükanneler, hazır yemekler, sıfır ev işi falan falan.
Ama kendime dönüp baktığımda artık evimi, çekirdek ailemi özlediğimi farkediyorum. Kızımla sırf ben ilgilenmeyeli o kadar zaman olmuş ki, zaten işe başlayınca anneanne hafta içi gelip Defne'ye bakacak. Ne yaman çelişki, evde yanlız olanlar, çalışmak ister yada bir yardımcı, benim gibi rahat batanlar da evde yanlız olan, bebeğiyle vakit geçirebilen annelere özenir.

Neyse sanırım yarın evimize geçiyoruz, suyu açtırdık, elektrik de açıldı, yarın doğalgazcılar gelecek, umarım o da açılır. Bu işler çok ama çok zormuş, nüfusu aldırmak için bile 3 kere nüfus müdürlüğüne gittik, adresi tam olarak öğrenmek gerekiyor bunu anladım. Yeni sistem varmış, iç kapı dış kapı nosu olacakmış. Bir de fatura istiyorlar, bir sürü iş, çok ama çok sıkıcı, sakın yerinden kıpırdayıp taşınmaya kalkma bunu okuyan blogger kardeş.

Telefon henüz bağlatamadık, net de yok doğal olarak. (ne yapacağım ben, ellerim titrer mi ki nete giremezsem) Telefon, internet tırı vırı işlermiş, acelesi yokmuş sevgili kocaya göre, göreceğiz:))

Dün resmi olarak okullar açıldı, yeni okuluma gittim ilk kez. Tamam değişiklik güzel birşey ama bir anda bu kadarı fazla değil mi yahu? Ev değişti, okul, iş ve normal arkadaşlar komple değişti, şehir, ortam değişti, biraz zor olacak alışması. Okulumu sevdim, öğretmenler çok sıcak karşıladı, hepsi kendini tanıtıp hoşgeldin dediler, beklemiyordum doğrusu ve bir sürü de bayan öğretmen var. Meslek lisesi olduğu için az olacağını düşünmüştüm, yanılmışım.

(Dün evi yerleştirirken halı yıkamacı geldi apartmana, ben de tüm halıları verdim adama, fişi bulamıyorum şimdi de iyi mi? Gitti halılar.)

Blog baskısı bir yana (mahalle baskısı gibi oldu), motive edici bir gücü olduğu kesin. Baktım bütün anneler derin dondurucuları dolduruyor, hemen ben de attım kendimi pazar yollarına. 7 kilo barbunya aldım 2 postada, 4ünü dün gidince eve koydum, bugün 3 daha aldım. Biraz bamya (Defne seviyor babasına inat, ben de tabi) biraz da fasulye aldım. Börülce bulamadım, üzüldüm. Şimdi hem 2 ayın eşyasını toplamam hem bu sebzeleri ayıklamam lazım, ben geldim blog yazıyorum.

Bu arada Defne'ye 2 ahşap oyuncak daha aldım, bloga da koyacağım, ayrıca hem ona hem kendime birsürü kitap ısmarladım. Evde daha okunacaklar varken hala alıyorum, seviyorum ne yapayım. Alacakaranlık serisinin son kitabındayım, bitsin de kurtulayım artık şu vampirlerden, zira sıkıldım 4 kitap üstüste okuyunca.

Öğlen Defne'yle camdan bakarken bir anneyle(sanırım annesiydi) kızını gördük. Bir yere gidiyorlardı, bizim evin önündeki inşaat için oraya dökülen oldukça büyük kum yığınının önünde durdular. Kız 4-5 yaşlarındaydı ancak, kumla oynamaya başladı, üstüne tırmadı, avuçladı, tepindi. Anne kendi halinde bir kadındı, o çocuğa bir kere yapma, yürü gidelim, üstün başın kirlendi demedi. Çocuk oynarken kenarda, okulun bitmesini bekleyen annelerin teslimiyetiyle sadece bekledi. Oyunu bitene kadar. Sonra beraberce gittiler, yarım saat oynamıştır çocuk. Çok hoşuma gitti, camdan onları izledim, düşündüm ben bu kadarını yapabilir miydim acaba, çoktan kolundan tutup götürmüş müydüm çocuğu, bilemedim.
Related Posts with Thumbnails